'Emekçilere karşı olmak bu iktidarın 'fıtratında var'

29 Temmuz 2020
'Emekçilere karşı olmak bu iktidarın 'fıtratında var'

Çalışanların haklarını korumak adına bir tedbir olarak açıklanan işçi çıkarma yasağı ve ücretsiz izin uygulamasının 30 Haziran 2021 tarihine kadar uzatılması için Cumhurbaşkanına yetki verilmesini sağlayan tasarı, geçtiğimiz günlerde yasalaştı. Patronlara hiçbir yük getirmeden ve üstelik işçilere ait işsizlik fonu kullanılarak başlatılan uygulamanın devam ettirilmesi, işçileri açlık ücretine razı olmak ya da kıdem tazminatından vaz geçmek gibi bir ikilemde bıraktı.

Konuyla ilgili, uzun yıllar işçi sınıfı mücadelesinde değişik işkollarında işçi önderi olarak tanınan ve sendikal mücadelede baş temsilci olarak bulunmuş Hayri Erol’a, bu yasanın ve devam ettirilmesinin anlamını ve içinden geçtiğimiz bu zorlu süreci emekçiler açısından değerlendirmesini istedik.

Politez: Ücretsiz izin uygulaması, nereden bakılırsa bakılsın, hiçbir şekilde işçiye yarar sağlamadığı bu kadar açıkken, nasıl oluyor da çalışanların yararına bir iş olarak gösterilebiliyor?

=18 yıllık AKP iktidarının özeti başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi halkın ve yoksulların kazanılmış haklarının birer birer ellerinden alınmasının toplamıdır. Bunun yanı sıra Cumhuriyetin ne kadar kazanımı varsa yok edilmesidir. Bu haklara saldırıda 2016 Temmuz’un sonundaki süreçte zirve yaparak ülke baskılar ve yasaklarla karanlık bir sürece sokuldu ve nihayet 2018 cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi ile tek adam rejimi fiilen başlamış oldu. Ve son 2 yılda başta kıdem tazminatı olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili ne varsa adım adım yok edilmeye çalışılarak faşist diktatörlüğe giden sürece kapı aralandı.

Politez: Kısaca, emekçilere karşı olmak bu iktidarın “fıtratında var” mı diyorsun?

=lEvet, kesinlikle. AKP’nin on sekiz yıllık iktidarını hatırlarsak, büyük kamu işletmelerini nasıl özelleştirip sermaye gruplarına peşkeş çektiğini gayet iyi biliriz. (Tekel, TÜPRAŞ, Şeker fabrikaları, Telekom vb. gibi.) Bu büyük kamu işletmeleri AKP’nin beğenmediği Cumhuriyetin ülkemize kazandırdığı yüzbinlerce işçinin çalıştığı ve ülkeye büyük bir katma değer sağlayan dev kuruluşlardı. Bu kuruluşlar ya özelleştirildi ya da işlevsiz hale getirilerek sermayeye peşkeş çekildi. Yüzbinlerce işçinin de işsiz kalmasına neden olundu. Örneğin Tekel fabrikaları tamamen kapatıldı. Ayrıca kamu kurumlarında sendikal hareket büyük darbe aldı. Şimdi de işçilerin kıdem tazminatı ellerinden alınmak isteniyor. İşçilerin kıdem tazminatı ve kısa çalışmaya mahkûm edilmesi engellenemezse, işçi ve emekçi halkımız açlıkla karşı karşıya gelecektir.

Politez: Pandemi süreci, herhalde işçiler açlığa ve hastalığa terk edilirken, aynı zamanda patronların nasıl desteklendiğinin en açık olarak görüldüğü bir dönem oldu.

=AKP iktidarı pandemi ile birlikte ekonomik krizin önlenemez hale geldiği süreçte insanların zorunlu olarak evlere kapanmasını fırsata çevirerek işsizlik fonunda biriken 125 milyarı işsizler ve yoksullara dağıtmak yerine kaynakları büyük burjuvaziye aktardı. Bir kez daha sermayeyi büyütmeyi, güçlendirmeyi hedefledi. İşten atmayı yasaklamak adına tek taraflı ve zorunlu biçimde işgücünün rızası alınmadan günde 39 TL ile insan onurunu aşağılayan bir ücrete mahkum etti. Bu  uygulamada sermaye sınıfına herhangi bir ödeme yükümlülüğü getirmeyerek burjuvazinin açık desteğini almak için radikal adımlar attı . Yapılanlar demokrasi içinde asla yapılamayacak uygulamalardır ve bu nedenle de baskılar iyice yoğunlaştı. Güçlü bir tepki ile karşılanamadığı için de uygulama 1 Temmuz 2021'e kadar devam edecek. Bu uygulama nedeniyle önümüzdeki dönem yüz binlerce işçi ve emekçi 1170 TL gibi asgari ücretin yarısı kadar bir ücrete mahkum edilecektir.

Politez: Bu uygulamayla ne yapılmak isteniyor?

=Ülkemizde ekonomik kriz kritik bir hale gelmiştir. Burjuvaziye hem işçi atmak istemekte ama bunu yaparken, kanunen yükümlü olduğu kıdem tazminatını ödemek istememektedir. Bu uygulamayla milyonlarca işsize yenileri eklenmemiş gözükmekte ve de işverenler kıdem tazminatı ödemekten kurtulmaktadırlar. Bu şartlara dayanamayıp ayrılan işçiler ise tazminatlarını kaybetmiş olacaklardır durum bu kadar vahimdir yani.

Politez: Daha önce seninle yaptığımız 15 16 Haziran 1970 İşçi Direnişi konulu sohbette, eyleme katılan işçilerin büyük çoğunlukla sağ partilere oy veren muhafazakâr işçiler olduğunu söylemiştiniz. Şu anda da AKP tabanını büyük kentlerde çoğunlukla emekçiler oluşturuyor. Geçmişte örgütlenme hakkının engellemesi ile başlayan eylemlerin -bugün doğrudan emekçinin cebine uzanılmışken- yine gerçekleşebileceği olasılığından bahsetmek mümkün mü?

=Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Dünün muhafazakarı ile bugünkü arasında önemli bir fark var. Kastettiğim sağ partilere oy veren işçilerin büyük bir çoğunluğu Türk-İş’ e bağlı sendikaların üyesiydi ve o günkü sağ partilere oy veren işçiler bugünkü AKP tabanındaki muhafazakâr işçilerle aynı değildi. O zamanki muhafazakâr kitlenin laiklik ve cumhuriyetle uzun boylu bir problemi yoktu. Çünkü günümüzdeki siyasal İslami akım gibi bir güce sahip değildi.

DİSK’ in tabanı ise, sağcı işçileri içinde barındırmasına rağmen yüzünü sola dönmüş hatta sol sosyalist parti ve akımlarla ilişkisi olan işçilerin de içinde bulunduğu bu nitelikteki işçilerin, daha 15-16 Haziran gelmeden fabrikalarda çeşitli direnişlere ve eylemlere önderlik etme kapasitesinde olduğu, o günleri yaşayanlar tarafından bilinir. Nitekim sol tandanslı öncü işçiler 15-16 Haziran’ın gerçek kahramanlarıdırlar.

Konfederasyon olarak da DİSK, muhafazakar işçiler de dahil güvenilen, işçilerin haklarını korumak bakımından haklı bir saygınlık edinmiş bir sendika niteliğine ulaşmıştır. Dönem, işçilerin, devrimci öğrenci gençliğin, devrimci öğretmen hareketinin, fabrika ve sokaklarda omuz omuza birlikte mücadele ettiği, toplumsal muhalefetin cumhuriyet tarihinde en zirve noktasıdır. Yani Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri diğer yurtsever güçlerle sosyalizm özlemiyle tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye kavgasını kıyasıya veriyorlardı. Dünyanın üçte biri eksiği ve fazlasıyla sosyalist sistemi yaşıyordu. Bir devrimci büyüğümüz olan Mihri Belli’nin ifadesiyle ‘Biz ilerliyorduk, onlar geriliyordu.’

Bugünkü Türkiye ve dünya şartları o günlerden farklı olarak faşistleşmiş ve gericileşmiştir.  Bunu akılda tutarak işimizin kolay olmadığını bilmeliyiz. Türkiye sol hareketi ve sendikal hareket son derece etkisizdir. Bu koşullarda bu tür direnişlerin gerçekleşmesi kolay görünmemekle birlikte imkansız da değildir. Sömürü ve işsizlik had safhadadır. Bu şartlar daha da zorlaşacaktır. Sol ve ilerici akımların güçlenmesiyle sınıf mücadelesinin gelişme olanakları artacaktır. Bu da işçi sınıfının AKP’ ye oy veren kesimleri de dahil yönünü hak ve özgürlükler mücadelesine çevirmesini mümkün kılacaktır. Bu konuda umutlu olduğumu söylemeliyim.

Politez : Yani işçi sınıfının bu sıkıştırılmış durumdan çıkabileceğini söylüyorsun.

=Türkiye hizmet sektörü emekçileri, pandemi sürecinde 300.000 insan ile işsiz kalmış ve açlıkla mücadele etmektedir. Diğer emekçi sınıfların durumunu biraz evvel anlattım. Şu an çalışır durumda olan kesimler baskı altında ve huzursuz. Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri yoğun baskı altındalar. Barolar baskılar karşısında yürekli ve militan bir çıkışı gerçekleştirebildiler. Kaz Dağlarında, Bursa’da ülkenin birçok yerinde maden şirketlerine, HES’lere karşı, İstanbul’da kanala karşı dirençli mücadeleler devam ediyor. Kıdem tazminatı ve tek taraflı ücretsiz izin uygulaması sendikaları birleştirebilir ve işçi sınıfının yeni bir çıkış yapmasını olanaklı hale getirebilir. Ülkemizin zengin bir mücadele geleneği var, ancak gerçek anlamda örgütlü değil. Önümüzdeki dönemi emek cephesini kurma mücadelesi ile taçlandırabilirsek en soldan en sağa kadar devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerin dayanışması ile bu karanlığı yırtıp faşizmi püskürtmemiz mümkündür.

Politez: Emek cephesi dediğinizde tam olarak kastettiğin nedir?

=Emek cephesiyle kast ettiğim öncelikle işçi sınıfı ve emekçi davasını dert edinen işçi önderlerinin bir araya gelmesidir. Bu nasıl olabilir? Yani ülkenin birçok yerindeki iş yerlerine dağılmış bu işçileri kim bir araya getirecek? İşçi sınıfının politik birliğini öncelikli hedef olarak benimsemiş olması gereken sosyalistlerin omuzlarındadır bu görev. Öncelikli görev bunların sorumluluğundadır. Bu konuda kendini sorumlu hissedenler, fabrika işçileri, beyaz yakalılar, hizmet sektörü, inşaat işçileri, maden işçileri, kısacası sınıfın bütün öncüleriyle gerekli bağı kuracaklardır. Ne yazık ki, uzun yıllardır, sosyalistler sınıf için değil, kendi örgütleri için bir çaba içindeler. Bu tutum, sınıfı birleştirmek bir yana, onu bölen bir işlev görmektedir. Emek cephesi, şu ya da bu örgütün değil, bütün sosyalistlerin ilişkilerini harekete geçirerek bir araya getirdikleri işçi önderlerinin inisiyatifinde, bizzat onların önderliğinde gelişecek, işçi sınıfının birleşik cephesi olmalıdır. Bu cephe içinde her görüşten, her inançtan işçiler, ortak davaları için; işleri, aşları ve özgürlükleri için bir kez yan yana geldiklerinde, onların önünde hiçbir güç duramaz.

Elbette elimizde bir reçete yok ama dünya işçi sınıfının tarihi, kendi deneyimlerimiz var. İşte en güzel örneği, daha önce konuştuğumuz 15-16 Haziran’ı gerçekleştiren öncü işçilerin rolünü hatırlayalım. O işçilerin içinde sadece sosyalistler değil, daha da kalabalık biçimde AP’ye oy veren, Türk-İş’te örgütlü işçi önderleri de vardı.

Emek cephesi dediğimde, adı her ne olursa olsun, kastettiğim ve ihtiyacımız olan budur.

Emek cephesi esas olarak emekçilerin hak ve özgürlükleri için mücadele ederken, günümüzün bir diğer acil sorunu olan, tek adam diktatörlüğüne karşı, demokrasiyi savunan güçlerle omuz omuza olmayı, bu demokrasi cephesi içinde anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-faşist taleplerle yer almayı da önüne bir görev olarak koyacaktır. Bugünün yakıcı sorunları olarak; kamuculuk, laiklik, kadın hakları, Kürt sorunu ve Alevilerin taleplerini yükselterek büyük burjuvazi ve onun sadık temsilcisi AKP’yi yenme hedefini önüne koyacaktır.

Ülkemizin Kurtuluş Savaşından günümüze bütün kazanımları, yüz yıllık sosyalizm davası, 1971 tarihsel çıkışları, 15-16 Haziran büyük direnişleri, 6. Filoya karşı öğrenci gençliğin anti- emperyalist eylemleri, 70’li yılların aktif militan mücadelesi, faşizme ihtar eylemi, 90’lı yılların madenci ve tekel direnişleri, Bahar eylemleri, kamu çalışanlarının eylemleri, DGM direnişi, son yıllarda kadınların cesur eylemleri ve son olarak avukatların eylemleri ve aydınların çıkışları, bunların hepsi esin kaynağımız olacaktır.

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…