Fotoğrafın ve Şiddetin Dili: Siyahi İsyan ve Gezi

Levent Turhan Gümüş

31 Mayıs 2020
Fotoğrafın ve Şiddetin Dili: Siyahi İsyan ve Gezi

''Yan yanalar. Bir tür yazgı birliği. “Nefes alamıyorum” diyerek ölen Floyd’un fotoğrafı, son sözleri “Vurmayın, öldüm!” olan Ali İsmail’le, Kemal Kurkut’la, Dilek Doğan’la, Berkin’le, Gezi’nin güzel yüzlü çocuklarıyla buluşuyor''

George Floyd.

Yeryüzünün lanetlilerinden. Siyah. Irkçı bir polis tarafından geçtiğimiz günlerde öldürüldü.

ABD’de öldürüldü Floyd, Birleşik Devletler’in Minneapolis şehrinde.

İki adam var fotoğrafta. Biri siyah, yerde, arabanın arka tekerleklerinden birinin dibinde, yüz üstü yatırılmış. Olasılıkla elleri arkadan kelepçelenmiş. Nefes almakta güçlük çekiyor. Boynuna abanmış bir diz var, beyaz adamın dizi. Fotoğraftaki ikinci kişi o. Polis. Beyaz bir polis. Katil. Gücünü yüzlerce yıllık devlet güdümlü suç işleme meşruiyetinden alan bir katil. Bir bizonu ya da kızılderiliyi öldürdükten sonra poz veren ataları gibi. Yaptığından zerrece rahatsızlık duymuyor. Şiddet uygulamayı doğal bir hak görüyor. Yapılması gerekeni yaptığını düşünen bir katil. Nefret dolu muzaffer bir komutan. Yaptığından zevk alıyor.

Irkçı polisin vermiş olduğu görüntü Afro-Amerikalılar arasında yaygınlaşan bir protesto tavrına yönelik bir misilleme aynı zamanda. “Devlet de benim yasa da, siz, siyahi ırka mensup olanlar bir hiçsiniz”in fotoğrafı bu. Beyaz çoğunluğun hafızasına kayıtlı bu fotoğraf, başka yüzlerce fotoğraf gibi aynı ırkçı anlayışın üretmiş olduğu bir sonuç. Bugüne, o ana ait bir şey değil, evveli var. Söz konusu evvelin hafızasında “zenci”ye uygulanan şiddetin cezasız kalacağı cümlesi okunuyor. Yüzlerce yıl öteden gelen, kuşaktan kuşağa devredilen, her tab edilişinde değersizleştirmeyi, alt sınıflara uygulanan şiddeti meşru gören bir kayıt bu.

Şiddeti bir yönetme biçimi olarak benimsemiş bütün iktidarlar zalimdir, kıyıcıdır. Öğrenilmiş bir ideoloji olarak ırkçılık da öyledir; gaddardır, kıyıcıdır. Kuşaklar boyu bir kuşaktan diğerine iktidar yoluyla, bir iktidar ideolojisi olarak devredilir. Varlığını sürdürebilmek için hep bir düşmana, hakir görülecek bir topluluğa, ötekileştirmeye müsait bir özneye ihtiyaç duyar. Bu düşman Nazi Almanyası’nda Yahudiler olur, ABD’de bazen siyahiler bazen komünistler. Bizdeyse seçenek çok: Komünistler... Aleviler... Kürtler... Ermeniler... Yunan ya da Rus, muhtelif gavur ve kafirler... Aslında bizde ve diğerlerinde mekanizma benzer bir şekilde çalışır. Düşman ihtiyacı sabit, tanımlanan özne değişkendir. İhtiyaca göre mevcut öznelerden biri başat hale getirilerek “düşman” kategorisine yükseltilirken diğer bir özne ya da özneler ihtiyaç halinde kullanılmak üzere nadasa bırakılır.

Hafıza siyah beyaz bir fotoğraftır, kayıttır. Kendisini görüntüler üzerinden var eder, çoğaltır. Toplumsal hafıza söz konusu olduğunda bu daha çok böyledir. İktidar, neyin kalıcı olmasını istiyorsa onu gösterir. Tarih boyunca bütün bir suç ve ceza sistemi bunun üzerine oturtulmuştur. Köle efendiye hizmet etmek için vardır. Özgürlük talep ettiğinde suçlu durumuna düşürülerek ağır bir şekilde cezalandırılır. Muktedirler nezdinde müesses nizamı bozan herkes suçludur zaten, katli vacip olandır. “İbreti alem için sallandıracaksın” sözü bize özgü değildir. Yok edici şiddeti kendinde hak gören tüm iktidarlar cümleyi aynı şekilde kurar.

Dini iktidarlar da içinde olmak üzere, her iktidar hasmını bilir. Hegemonyasını düşmanlık üzerine inşa eder. Ortaçağın engizisyon mahkemelerinde sadece “cadılar” yargılanmaz örneğin, dini hükümleri sorgulayan herkes yargılanır. İdamlar halka açık olarak icra edilir. Verilecek cezanın önceden belli olduğu kamuya açık işkenceli yargılamaların amacı tanımlanmış, herkesin bildiği bir suçu itiraf ettirmek içindir. Göstermek esastır. Spartaküs’ün ölümünü tarihçiler, ölüm yolu üzerinde çarmıha gerilmiş binlerce yoldaşıyla birlikte resmederler çünkü dönemin egemeni olan Roma, o şekilde kayda geçmesini istemiştir. El ve ayaklarından çarmıha çivilenmiş bedenin kanı çekilerek azar azar ölmesinin yarattığı dehşet çürütücüdür.

Homeros’un İlyada’sından beri bu böyledir. Kazananlar yenilenlerin ak libaslarında kılıçlarının kanını temizlemekle yetinmezler. Teslim almaya yönelik şiddet, bazen ölü bedenlerin onuruna da tasallut olabilir. Sağ kalanları çaresiz bırakmak, dirençlerini kırmak için yapar bunu. Aşil, Troya surları önünde Hektor’un cesedini sürükler; Latin Amerikalı bir gerilla liderinin kesik başı ruhunun sonsuza kadar azap içinde yanması için bir yanardağ ağzından atılır; Hacı Birlik’in zırhlı polis aracının arkasına bağlanan cenazesi ırkçı marşlar eşliğinde kentin ara sokaklarında dolaştırılır; Taybet Ana’nın ölü bedeni günler boyunca evlatlarına izletilir. (1)

Öldürüm biçimleri rejimlerin karakterini ele verir. Bir sistem olarak muktedirin çok katmanlı bir fotoğrafını öldürüm biçimlerinden hareketle çekmek mümkündür.

Ağaçlara asılmış, rüzgarla birlikte sallanan yanmış bedenler... Gaz odalarında, krematoryumlarda, mağaralarda katledilenler... Bir uçurumun başında, bir nehrin kenarında kurşuna dizilenler... Asit kuyularında yok edilen, uçaklardan okyanuslara atılanlar...  Beden bütünlüklerinden arta kalan parçaları kaldırım kenarlarına gömülenler... Kepçelerle açılan çukurlara toplu bir şekilde gömülen faili meçhul ölüler... Gözaltında kaybedilenler... Kargoyla gönderilen cenazeler...

Bunların her biri hafıza kayıt merkezleri tarafından üretilen birer fotoğraf aynı zamanda. İktidara kafa tutmanın bedeline işaret eden, ihtiyaç halinde toplumsal hafızaya çağrılan kıyıcı, direnç kırıcı olması özellikle gözetilmiş fotoğraflar...

Muktedir, genetik bir kod olarak işlenecek bir tarihi biriktirmek için yapar bunu. Yapılmış ve yapılacak olan tüm itirazları etkisiz kılmak, silikleştirmek için yapar. Saklamaz, gösterir. Devletin bekası, milletin dirliği üzerine kurulu şiddet, yapılması zorunlu bir yasal faaliyet olarak tanımlanıp örgütlenir. Hakimiyet; okul sıralarında çocuklara, her türlü iletişim aracı üzerinden vatandaşa her gün her vesileyle sahiplenilmesi gereken bir tarih bilgisi olarak zerk edilir.

Ve fakat, adına tarih denilen kara kaplı kitap, muktedirlerin istediklerini yazmaz her zaman. Gün gelir ezilenler egemenlerin olanca zulmüne rağmen başlarını kaldırıp kendi tarihlerini yazmak için harekete geçer. Onların da kendi hafızalarına kayıtlı, her yeniden tab edilişte bire bin veren, insanlığın özgürlük mücadelesine çoğalan fotoğrafları vardır.

Siyahi bir ayaklanma yaşanıyor Amerika’da. Daha önce de yaşanmıştı, belki daha sonra da yaşanacak. Birdenbire değişmeyecek her şey. Pamuk tarlalarında, doklarda ağır çalışma koşullarında ölen “zenci”nin hafızası bunu biliyor. Beyaz adam zalimdir, “zenci” söz konusu olduğunda mevcut yasaların dışında bir başka yasa vardır. Şarkıların hafızası, blues’un, caz’ın Afro-Amerikalıların acısından müteşekkil hafızası bunu biliyor. Linç kültüründen, ağaçlarda asılı kardeşlerinin cesetlerine bakarken sırıtan  beyaz adamdan, strange fruit şarkısından (2), ağaçlardan sarkan o tuhaf meyvenin yakıp kavuran acısından biliyor. Amerika siyahiler için hiçbir zaman özgürlükler ülkesi olmadı. Martin Luther King’in öldürülen “hayali”nden,(3) Kara Panterler hareketinden biliyor. Ve hepsinden önemlisi, yazılı olmayan yasalarca korunan beyaz adamın yargılanmayacağını biliyor. O yüzden isyanının başat sloganı “Adalet yoksa Barış da yok!”

Tarihin özel bir döneminden geçiyoruz. Sistemlerinin ayakta kalması için gerekli tedbirleri, sağlığımızı korumak için alınması gereken tedbirler biçiminde tercüme eden muktedirler dünyanın hemen her ülkesinde aynı kod sözcükleri kullanarak itaat talep ediyorlar. Rıza üretmekte zorlanan rejimler copu kelepçeyi devreye sokuyorlar. Dünyanın her yerinde kolluk kuvvetleri, sorgusuz sualsiz adam öldürüyor, vatandaşına açıktan, göstere göstere şiddet uyguluyor. Nefes aldırmayacak bir şiddet iklimi yaratmak hedefleniyor. Ülkemiz dünyadan azade değil. ABD’de, Hindistan’da yaşananlar daha önce ülkemizde yaşandı, halihazırda da yaşanmaya devam ediyor. İnsanlar arabasının içinde, yolda, evinde, kapısının önünde otururken darp ediliyor, öldürülüyor. Çoğunda göstermelik bile olsa bir soruşturma yapılmıyor. Buna karşılık muhalif addedilen kesimlerden gençler, kadınlar, siyasetçiler onur kırıcı muamelelere maruz kalıyor. Her şey aleni yapılıyor. Bir tür güç gösterisi. Toplumun direnç dinamiklerini aşındıran yoklamalarla “otorite” merkezli şiddet yaygınlaştırılıyor. Döğüşenler de var fakat bu havalarda. (4) Orada ve burada. Yan yanalar. Bir tür yazgı birliği. “Nefes alamıyorum” diyerek ölen Floyd’un fotoğrafı, son sözleri “Vurmayın, öldüm!” olan Ali İsmail’le, Kemal Kurkut’la, Dilek Doğan’la, Berkin’le, Gezi’nin güzel yüzlü çocuklarıyla buluşuyor. (5)

Ali İsmail Korkmaz'ın avukatlarından açıklama: Suçluyu aklıyorlar

Yedi yıl önce dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş o görkemli direniş düşüyor aklıma. Yedi yıl önce bugünlerde milyonlarca insan adalet ve özgürlük talebiyle memleketin sokaklarını ve meydanlarını sahiplenmişti. On beş gün boyunca Taksim Gezi Parkı’nda ve memleketin başka meydanlarında benzersiz bir komün deneyi yaşanmıştı. Sonra... Sonra işte büyük Gezi komünü, sonra diğer komünler dağıldı.

Gezicileri terörist ilan etmek, kullanışlı düşman argümanı üzerinden yalanla, riyayla onları hedef göstermek kutuplaşmış bir siyaset arenasında iş gören, görecek bir argümandı kuşkusuz ama iktidara, sonraki olası kalkışmaları çekinceli kılmak için daha fazlası gerekiyordu: Bizzat kalkışmaya katılanın hafızasına isyanın beyhude olduğunu nakşetmek. Gezi’nin ilk günlerinde ve kısmen sonrasında polisi çaresiz bırakan, devletin şiddetini sözle, duvar yazılarıyla, sosyal medya diliyle mizah konusu yaparak hafifseten kitlesel pratik, kademe kademe dozu yükseltilen bir şiddet operasyonuyla etkisizleştirdi. Halkın öfkesinden kaçarak meydanı terkeden polislerin görüntüsüyle uğursuz bir sis bulutu içinde özgürleştirdikleri alanlardan geri çekilenlerin görüntüsü yer değiştirdi. Gezi, kendi olası şiddetinin sonuçlarına hazırlıksız yakalandığı için yenildi.

Bu yıl direniş; aylardır bizleri evlere hapseden, sağ kalmanın, hayatta kalmanın hayatla ilgili her şeyin yerine geçtiği “Evde Kal! Hayat Eve Sığar!” sloganına göndermede bulunan oldukça anlamlı bir sloganla selamlanacak: “Hayat Ancak Gezi’ye Sığar!

 İki ayrı hayat tasavvuru, iki ayrı slogan.

Gezi eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet arayışından devinen, hoşgörü, paylaşma ve dayanışmanın fotoğrafının Haziran günleri boyunca memleketin dört bir yanında yeniden ve yeniden tab edildiği başka bir hayattı. Bütünüyle kendine özgü bir cesaret kalkışmasıydı.

 Fotoğraflar...

 Hafızaya neyi çağırırsak, hangi fotoğrafı öne çıkartırsak geleceğe o kalacak.

 George Floyd... Ali İsmail ve Haziran İsyanı...

 Siyah Amerikalı’nın büyüyen öfkesi evlerden sokaklara, sokaklardan meydanlara kara bir nehir gibi akıyor.

 Fotoğrafın ve şiddetin dili:

 Rüzgâr eken fırtına biçiyor!..

 --------------------------------

 DİPNOT

 (1): Hacı Lokman Birlik: Şırnak’ta 2 Ekim 2105 tarihinde özel harekât polislerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü. Görgü tanıklarının ifadesine göre, Birlik’i öldüren polisler ayaklarıyla kafasına basarak poz verdi. Açılan soruşturmadan bir sonuç alınamadı.

Taybet İnan: 19 Aralık 2105 tarihinde, Şırnak'ın Silopi ilçesinde sokağa çıkma yasağı sırasında kolluk kuvvetleri tarafından vurulduktan sonra cansız bedeni 7 gün sokak ortasında bekletildi. 57 yaşındaki İnan’ın yakınlarının cenazeyi almasına izin verilmedi. 

(2): Amerikalı komünist bir ilkokul öğretmeni olan Abel Meeropol tarafından, beyaz kitle tarafından linç edildikten sonra asılan iki siyahı gösteren bir fotoğraftan esinlenerek yazılan linç ve ırkçılık karşıtı şiir. 1937 yılında yayınlanan şiirden aynı adla bestelenen ve  ilk kez ünlü siyah şarkıcı Billie Holiday tarafından seslendirilen, daha sonra Nina Simon tarafından yorumlanan Strange Fruit şarkısı, yurttaş hakları hareketinin sembolü haline geldi.  ( Yaban Meyve // Yaban meyveler taşır güneyli ağaçlar / Yapraklarında kan, köklerinde kıpkızıl kan, / Zenci bedenler sallar güneyli rüzgârlar /Kavak ağaçlarında asılı yaban meyveler / Kahraman güneyin kırsal manzarası mı /Pörtlemiş gözler ve çarpılmış ağızlardır; / Manolyaların kokusu taze, tatlı ve güzeldir / Ama birden bir koku gelir: yanık ceset kokusu… / Burada meyveler kargalar yağmalasın diyedir / Yağmur emsin, rüzgâr soğursun diyedir; / Güneş çürütsün diye, ağaçlar yere düşürsün. /Yaban ve apacı meyvelerdir burada ürün. Çev. Haydar Murad Hepsev.) 

(3): Şiddet karşıtı Amerikan yurttaş hareketi önderi siyahi siyasetçi. Martin Luther King, 4 Nisan 1968 tarihinde, siyahi çalışanları desteklemek için gittiği Memphis’te uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

(4): Ahmet Arif. Karanfil Sokağı, Hasretinden Prangalar Eskittim

(5): Ali İsmail Korkmaz: 10 Temmuz 2013 tarihinde, Eskişehir’de Gezi direnişini destek amacıyla katıldığı yürüyüşe müdahale eden polis ve karşıt görüşlü gruplar tarafından dövülerek öldürüldü. 19 yaşındaydı. 

Kemal Kurkut: 21 Mart 2017'de Diyarbakır'da düzenlenen Newroz kutlamalarında, polisin arkadan açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Açılan davada üç yıldır herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.

Dilek Doğan: 18 Ekim 2015 tarihinde, İstanbul  Küçük Armutlu’daki evinde arama yapan Özel Harekât polislerine evi kirletmemeleri için galoş giymelerini istemesi sonrasında göğsünden vurularak öldürüldü. 

Berkin Elvan: Gezi direnişi sırasında, 16 Haziran 2013 tarihinde, İstanbul Okmeydanı’nda, ekmek almak için evinden çıkan Elvan, polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine, aylarca komada kaldıktan sonra 11 Mart 2104 tarihinde hayatını kaybetti.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Ay Çıkınca Ölüm Susar!
    Yaz biterken bir kızıl gül daha soldu. Üzgünüz. Oysa öfkeli olmamız gerekirdi. Bir Sisyphos yazgısı gibi kendini tekrarlayarak düştü toprağa en direşken olanlarımız. Yaz başıydı. Haziran’da ölmek zordu. Genç zamanlardı.…
  2. Esas Hadise O Kiraz Ağaçları*
    ''Yolumuzu ayırdıklarımızdandı Mihri Belli. Çok sonra, kendi hikâyemizin ve onun hikâyesinin aslında aynı "kiraz zamanı"na adanmış hayatları içerdiğini anladığımızda Mihri Belli yetmişli yaşlarındaydı, bizse otuzlu yaşlarımızda'' Düş bekleyene gelmez, ona…
  3. Katları Düşerken
    Katları Düşerken
    3 Temmuz 2020
    Muktedir her ne istiyorsa onu söyleme mecburiyetinin hükümran olduğu bir distopya ülkesi bu ülke artık. Söz yasak. Dislike yasak. Maskesiz dolaşmak yasak... Nefes alamıyoruz... İtalyan yazar Dino Buzzati, “Yedi Kat” adlı…
  4. Haziran’da Bir Fidan: Berkin Elvan*
     Berkin Elvan’ın bir gaz fişeği ile vurulmasının üzerinden yedi yıl geçti. Adalet tecelli etmedi. Katili halâ aramızda. Berkin’den sonra naaşı günlerce buzdolabında bekletilen, koyun otlatırken öldürülen, üzerinden panzer geçirilen başka…
  5. Bir İktidar Aracı ve Muhalefet İmkânı Olarak Futbol-1
    Simgeler, semboller önemlidir. Futbol, içinde çokça simge barındıran toplumsal bir aynadır. Sesi kısılmış, muhalefet etme araçları elinden alınmış bir toplum, farklı bir taraftar profiliyle kendisini futbol üzerinden pekala ifade edebilir.…
  6. Siyasette ve Gündelik Hayatta
    Siyaset ve gündelik hayatın "yeni normal" i genel bir kapatma, yalıtma, varlığı sürekli hissettirilen bir düşman, muhtelif vaka tekrarlarıyla unutulmasına izin verilmeyen bir tehdit ve her an başıma bir şey…
  7. Çiğdem koyduk çocukların adını
    Devrimle Çiğdem yer değiştiriyor. Hatırlıyorum: Çiğdem koymuştuk çocukların adını. Çünkü Çiğdem, düşlerimizin devrime değdiği bir evvel zamandı. Şişli Meydanı’nda üç kız biri çiğdem biri nergis vuruldular güpegündüz sorarlar bir gün sorarlar……

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…