İlerici Enternasyonal’in ilk forumu: Filistin’in geleceğini tahayyül etmek

28 Mayıs 2020
İlerici Enternasyonal’in ilk forumu: Filistin’in geleceğini tahayyül etmek

Randa Wahbe ve Yara Hawari'nin konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte İsrail’in kuruluşundan Trump’ın açıkladığı barış planına kadar Filistinlilerin geçirdiği süreçler değerlendirildi

Kuruluşu 11 Mayıs’ta duyurulan İlerici Enternasyonal’in ilk forumu, dün internet üzerinden gerçekleşti. “Filistin’in geleceğini tahayyül etmek” başlığıyla gerçekleşen etkinlikte Al-Shabaka Filistin Politika Ağı adlı düşünce kuruluşundan iki kadın analist Randa Wahbe ve Yara Hawari, konuşmacı olarak yer aldı.

İlk forumun Filistin başlığında gerçekleşmesinin birçok nedeni var. Bunlardan ilki, Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) günü olarak andığı 15 Mayıs’ı hatırlatma ihtiyacı. Filistinliler her yıl, İsrail devletinin kurulduğu ve 750 binden fazla Filistinli’nin zorla topraklarından edildiği günü ve sonrasında yaşanan felaketleri temsil eden Nekbe gününde protestolar düzenliyor.

Etkinliğin Filistin başlığında gerçekleşmesi, İsrail’in ilhak planının gündemde olması sebebiyle de anlamlı. Başbakan Netanyahu iki gün önce, Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlerin ilhak edilmesinde kararlı olduklarını ve ilhak planının 1 Temmuz'dan itibaren hayata geçirileceğini açıklamıştı. Trump'ın Netanyahu’yla 28 Ocak'ta düzenlediği toplantıda açıkladığı ve “Yüzyılın Anlaşması” diye nitelediği barış planında Batı Şeria'daki yerleşimlerin İsrail toprağı olarak kabul edilmesi öngörülmüştü. 

Tüm bu gelişmelerin ışığında İlerici Enternasyonal’in forumu için Youtube üzerinden yapılan canlı yayında bir araya gelen Wahbe ve Hawari, İsrail’in kuruluşundan Trump’ın açıkladığı barış planına kadar Filistinlilerin geçirdiği süreçleri değerlendirdi. David Atler’in moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte Filistin mücadelesinin enternasyonal yönüne de vurgu yapıldı.

Enternasyonalizmin dirilişi ve Filistin

39401601264_ed636574b3_b (1).jpg
Doktorasını Exeter Üniversitesi Ortadoğu Siyaseti bölümünde tamamlayan Hawari, çeşitli mecralarda Filistinle ilgili yazılar yazıyor (Flickr)

İlk sözü alan Yara Hawari, konuşmasına Siyonist projenin istisnai olmadığını vurgulayarak başladı. İsrail projesinin Avrupa istilacılığının ve egemenliğinin yaygın bir modelini izlediğini söyleyen konuşmacı, İsrail’in 1967’de şu an “işgal altındaki Filistin toprakları” diye bilinen bölgeyi ele geçirmesinden beri apartheid sistemiyle yerli halkı zaptetmeye çalıştığını ifade etti. Hawari’nin sözlerinden öne çıkanlar ana hatlarıyla şöyle:

FKÖ, Cezayir’i örnek aldı: Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) taktikleri ve ajandası, 1960 ve 1970’li yıllarda başka bir anti kolonyal mücadeleyi örnek alıyordu: Cezayirlilerin Fransız yerleşimcilere karşı verdiği mücadele. Cezayir’in bağımsızlığı, dünya çapında devrimcilere kapı açtı. Bu dönem enternasyonalizmin ruhunu cisimleştirdi. O zamandan bu yana çok şey oldu ama tarihsel perspektifin önemli olduğunu düşünüyorum. Filistinliler ve dünyadan devrimciler arasındaki bu tarihsel bağlantılara bakmak, enternasyonalizmin dirilişinin temel dayanaklarından biri olabilir.

Filistin meselesinde kapitalist yapı unutuldu: Sol enternasyonalizm devrimci bir ideoloji ve anti-emperyalist geleneğe sahip. Bu açıdan sömürgecilik, kapitalizm ve patriyarkanın halkları baskı altında tutmak için nasıl bir arada çalıştığını hatırlamak son derece önemli. Filistin meselesinde ise kapitalist yapı unutuldu ya da gereken ilgi gösterilmiyor. Evet, ırk ayrımı önemli ama sömürgecilikten, kapitalizm ve neoliberalizmden ayrı tutulamaz.

Oslo Anlaşması, Filistin’in Versay’ıydı: Oslo anlatısındaki problem, güç dengesizliğini bütünüyle gözardı etmesiydi. Anlaşmaya göre Filistinliler sonunda bir dizi hazırlık aşamasının ardından devlet sahibi olacaktı. Bu devlet Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da kurulacaktı. Bununla 1948’de değil 1967’de işgal edilen topraklar vaat ediliyordu. Ve FKÖ bu koşulları kabul etti. Önde gelen Filistinli düşünür Edward Said, bunu “Filistin Versay’ı” olarak adlandırılmıştı.

Oslo’nun ardından devrimci hareketin söylemi değişti: Oslo, Filistin tarihinde önemli bir andı. Devrimci bir hareket, söylemini ve politikalarını kurtuluş ve anti kolonyal mücadeleden Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bir devlet kurmaya kaydırmıştı. Bununla da kalmadı; Filistin Otoritesi 2008'de, Dünya Bankası'nın beğenileri için geliştirilen, Filistin reformu ve kalkınma planı denen yeni bir ekonomik programı kabul etti. Neoliberalizmi benimseyen bu programla ulusal söylem artık kolektif kurtuluşla değil, bireysel başarı ve sermaye kazancıyla ilgili hale geldi.

Trump’ın planı öncekilerden farklı değil: İnsanlar Trump’ın planından çok rahatsız oldular. Ancak bu planın, Filistinlilere daha önce sunulan planlardan farklı olmadığını belirtmek de önemli. Plan, ABD ve İsrail'in bir tür “kabul edilebilir Filistin” tahayyül ettiğini gösteriyor. O yüzden Filistinlilerin bu anlaşmaya bakarak adil bir gelecek düşünebilmesi çok zor.

“İsrail’i cezasız bırakmaya devam ediyorlar”

unnamed.jpg
Antropoloji bölümünde doktora öğrencisi Wahbe'nin araştırmaları Filistin'in kurtuluş mücadelesine odaklanıyor (Harvard Üniversitesi)

Diğer konuşmacı Randa Wahbe de İsrail’in ilhak planından söz etti. Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” diye bahsettiği barış planının, üçüncü devletlerin sorumluluğu açısından büyük bir başarısızlık olduğunu söyleyen Wahbe, Filistin liderliğinin çağrılarına rağmen diğer devletlerin İsrail’e müdahale etmek konusunda hareketsiz kaldığını aktardı. Wahbe’nin sözlerinden öne çıkan başlıklar şöyle:

Diğer devletler sorumluluk almıyor: Enternasyonalizmi düşünürken karşımıza çıkan en önemli soru, üçüncü tarafların sorumluluğu. Filistin liderliği sürekli olarak üçüncü devletleri sorumluluk almaya çağırıyor. Üstelik bu devletler, insan haklarıyla ilgili sayısız sözleşmeye imza atmış durumda. Ama bu sözleşmeleri ihlal eden İsrail uygulamalarına müdahale etmediler. İsrail’in cezasız kaldığı bu durumu sona erdirmek için eyleme geçmiyorlar.Filistin halkı kasıtlı olarak parçalandı: Sanırım yaşadığımız zorluklardan biri de, halkımızın kasıtlı olarak parçalanması. İçinde yaşadığımız “izin rejimi” altında kasten parçalandık, Filistin’in bazı yerlerine girip giremeyeceğimiz bile karmaşık bir kimlik sistemiyle belirlenmiş durumda. Bugün hala Arap dünyasındaki mülteci kamplarında yaşayan milyonlarca Filistinli var. Topluca bir araya gelmeyeceğimizden emin olmak için neoliberalizm ve ataerkiyle bizi sınıflara ayırmaya çalışan bu yapı, yerleşimci sömürgeciliğin bir parçası.

İsrail kolonyalizmi gündelik hayatın içinde: Nekbe, 1948 ve İsrail yerleşimciliği bir olay değil, yapı. Filistinliler için Siyonist ilkeler ve İsrail kolonyalizmi gündelik hayatın içinde gömülü. Kuzey sınırındaki halka açık parklarda 1948’in ardından bombalanan evler hala duruyor. Bu yüzden İsrail, Filistinlileri susturmaya çalışarak, legal süreçlerle ya da baskıyla o topraklardan Filistin tarihini silmeye çalışsa da Nekbe’nin izlerini açıkça her yerde görebiliyorsunuz.

The Independentturkish

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…