Adalet Yürüyüşü ve Ortak Mücadele Anlayışı Üzerine

Selçuk Ş. POLAT

8 Temmuz 2017
Adalet Yürüyüşü ve Ortak Mücadele Anlayışı Üzerine

Mücadele edilen güç veya güçlere karşı daha etkili, kitlesel ve daha uygun bir eylemi, emekçiler veya onun temsilcisi iddiasındaki Marksistler ortaya koyamıyorsa yapılacak tek şey eyleme katılmak ve onu hem biçimsel hem de içerik olarak etkileyecek doğru taktikleri benimsemektir.

Demir Küçükaydın arkadaşın: Adalet Yürüyüşü" Bitti, Türk Ulusalcılarının, Şovenlerinin ve Irkçılarının Yürüyüşü Başladı başlıklı yazısını* okuyunca ister istemez geçmişte (1980 öncesi) ‘ortak mücadele’, ‘ittifak sorunu’ vb. başlıklarla ilgili tartışmaları, Marksist solun neden bir türlü birleşik, güçlü bir hareketi yaratamadığını hatırladım. Hoş Küçükaydın, aceleyle kaleme aldığı bu yazısından iki gün sonra sanırım bir önceki heyecan dolu yazısının etkisini dengelemek için ‘Bir yazıda Üç Yazı - Birinci Yazı: Eleştiri Dostlara Yapılır; Barış Düşmanlarla Yapılır, İttifaklar ise Tutarsız ve Kaypaklarla - İkinci yazı: HDP'nin Savruluşları ve Nedenleri - Üçüncü Yazı: #Adalet Yürüyüşünü ve HDP'yi Kurtarmak İçin Neler Yapılabilir?’ başlığıyla başka biryazı** kaleme almış. Bu yazı da içinde birçok hatayı ve tutarsızlığı taşısa da, Adalet Yürüyüşüyle ilgili en azından HDP’ye endeksli düzeltilmiş öneriler içermekte. Burada ben yazarın kırmızı başlıklı yazısını esas alarak, birlikte mücadele ve ittifaklar sorunu konusunda bir değerlendirme yapmak istiyorum. 

Küçükaydın arkadaşımız, kırmızı başlıklı yazısının başlığında ve içeriğinde soruna sınıfsal bakamamanın güzel bir örneğini vermiş. Küçükaydın’ın bu son tespitine birçok aydın ve grubun katıldığını veya desteklediğini söyleyebilirim. Yazarımız, daha önce Adalet Yürüyüşüne HDP’nin katılması için birçok olumlu önerilerde bulunmuştu. D. Küçükaydın’ın öncelikli hatası önerilerini genellikle HDP üzerinden yapmış olmasıdır. Fakat bu katılma tespitinin iyi düşünülmüş ve arka planı sağlam argümanlarla örülü olmadığı bayrak olayı ile birlikte açığa çıkmış oldu. Yazarımız sonuçta doğal olarak protest solcu ve Marksistlerle aynı çizgiye gelmiş oldu. Onlar ne diyorlardı: ‘bu yürüyüş sürprizle, uzlaşıyla veya satmayla sonuçlanabilir!’ Yine ‘yürüyüşü başlatan CHP veya lideri geçmişteki yapılan zulümlerde neredeydi?’ Ve ‘bugüne kadar izlediği politikanın yanlışlığı apaçık ortada!’ vb. gerekçelerle yürüyüşe katılımı yanlış ve anlamsız buluyorlardı. Evet! Bu Marksist veya solcu protestlerin dediği gibi, yürüyüş için ileri sürülen öngörü gerçekleşmiş ve bayrak olayı ile birlikte bu eylem Küçükaydın’ın deyimiyle ‘Türk Ulusalcılarının, Şovenlerinin ve Irkçılarının Yürüyüşü’ haline gelmişti. 

Birlikte mücadele anlayışı sınıfsal olarak mevzilenmiş güçlerin, ortak düşman veya yakın tehlikeye karşı bir araya gelmelerinden başka bir şey değildir. Bu birliktelik önceden planlanmış olarak (subjektif) veya kendiliğinden bir şekilde de (objektif) gelişebilir. Bir eyleme katılıp katılmamak tamamen koşullarla yakından ilgili olup aynı zamanda eylemin içeriğiyle de vazgeçilmez bir bağı vardır. Koşullar açısından baktığımızda bu yürüyüşün zorunlu, gerekli ve uygun bir eylem olduğunu görüyoruz. İçeriği yönüyle ele alıp değerlendirme yaptığımızda da eylemin barışçıl, kitlesel, hedefi gözeten ve burjuvazinin öncülüğünde geliştiğine tanık oluyoruz. Mücadele edilen güç veya güçlere karşı daha etkili, kitlesel ve daha uygun bir eylemi, emekçiler veya onun temsilcisi iddiasındaki Marksistler ortaya koyamıyorsa yapılacak tek şey eyleme katılmak ve onu hem biçimsel hem de içerik olarak etkileyecek doğru taktikleri benimsemektir: Şiddet içermeyen, kitlesel boyutunu geliştiren, tehlikelere karşı önceden tedbirlerini alan ve yürüyüş liderliğini etkileyen vb. birçok yol ve yöntemi uygulayarak öncülükte yer alan bir tarzdır bu.

Bu yönüyle baktığımızda, salt HDP'ye yönelik öneriler şeklinde de olsa Küçükaydın arkadaşın daha önceki önerileri doğru olandır. Fakat işçi sınıfının temsilcisi iddiasındaki Marksistlerin, kendi dışındaki güçlerle ittifak veya ortak mücadele için gözetecekleri temel ilkeler vardır. Bu ilkeleri içselleştirmeden yapılan öneriler her zaman değişmeye veya etkisiz olmaya mahkûmdur. Tıpkı Küçükaydın’ın, Adalet Yürüyüşüne katılmanın gerekliliğini açıklayan ilk tespitinden sonra, yürüyüşte bayrak açılmasıyla birlikte bu yürüyüşün ‘Türk Ulusalcılarının, Şovenlerinin ve Irkçılarının Yürüyüşü’ haline geldiğini açıklayıp HDP’ye şu öneriyi yapması gibi: 

“Türk bayrakları kaldırılmadıkça, orada sadece Adalet bayrağı kalmadıkça, Bu yürüyüşten çekileceğinizi ve katılmayacağınızı ilan ediniz.” 

Ve sonra, tekrar son yazısında bazı tedbirlerle yürüyüşe katılınabilir demesi gibi: 

“Mademki HDP’den üç dört kişi sembolik olarak katılacaktır. Bunlar “eş başkanlar için Adalet” pankartıyla değil; sadece Adalet sloganı ile katılmalı ve Adalet’e sahip çıkmalı. CHP’nin Türklüğü Adalete Kurban ettiğinin mesajını vermeli. Sadece temsilcilerle değil, bütün kitlesi ile, sosyalistleri da katarak ama herkesin yurttaş sıfatıyla, yürüyüşte Türk bayrağı taşımayan; sadece Adalet pankartı taşıyan bir kolon kurmalı. Yani ayrı bayraklarla yürüyoruz ama birlikte vuruyoruz ve gerçekten Adalete biz sahip çıkıyoruz mesajı vermeli.” 

Bu tür tutarsızlıkların önüne geçebilmek için ortak mücadele ve ittifaklar için temel ilkelere bir göz atmamız gerekir diye düşünüyorum. Bunlar kısaca şunlardır:

1-) Sınıfsal olarak; Ortak düşmana karşı bir araya gelenler belli sınıfların temsilcileridir. Bu sınıflar içerisinde tutarlı olan proleterya ve emekçiler, diğer yandakiler yalpalayan, kaypak ve tutarsız olan burjuvazinin değişik kesimleridir. Bu açıdan ortak mücadele veya ittifak yapılırken proletaryanın temsilcisi olan komünistler bu konuda hazırlıklıdırlar. Yani ortak hareket ettiği güçlerin siyasal kaypaklıklarına karşı önceden bilinçlidirler ve kendi kadrolarını bu konuda eğitmişlerdir. Bu açıdan farklı bir siyasi tavır ortaya çıktığında şaşırmazlar, aksine tavırlarını yeni duruma göre ayarlarlar. Örneğin CHP’nin bayrakla yürümesi komünistler için bir şaşkınlık konusu olamaz. Tabi olaya sınıfsal bakabilme yetisini kazanabilmişlerse! Çünkü bayrak burjuvazinin simgesidir ve bundan daha doğal bir şey olamaz. Bunun bilinçaltı çözümlenmesi: Burjuvaziden(CHP’den) tutarlı tavır bekleme sınıfsal körlüğü denir buna. Örneğin yazarımız son yazısında HDP’ye hala bayrağın kaldırılması üzerine kurgular üzerinden taktikler öneriyor: 

“Böyle yapılırsa, CHP’nin bayrak oyunu bozulup kendi oyununa getirilebilir de. Çünkü CHP’nin tabanı daha demokratiktir. Küçümsenmeyecek bir CHP’li kesim bile bu sırf Adalet diyen kolanda yürümeye başlayabilir ve bu durumda, bu baskı altında CHP Türk bayrağını sarmak ve ortadan kaldırmak zorunda kalabilir.”

2-) Siyasal olarak; Eğer yukardaki bakış açısını içselleştirmişseniz hem burjuvazinin hemde emekçilerin görüş ve davranışlarının serbestçe savunulacağı bir yolun uygulanabilmesi için önceden tedbirler ve anlaşmalar gündeme girer. Biz buna ‘ajitasyon ve propaganda da serbestlik eylemde birlik’ diyoruz. Tabi bu ilke, genellikle önceden hazırlanmış ittifaklar için uygundur. Böyle bir anlaşmayı içermeyen ortaklıklar için ise biz her eylemin özgül durumunu doğru şekilde ortaya çıkartıp ona göre adımlarımızı belirlemek zorundayız. Yani her ortak eylemin kendine göre bir diyalektiği vardır ve biz buna göre hareket ederiz. Örneğin 1- ‘Adalet’ temalı yürüyüş burjuvazinin öncülüğünde başlamıştır. Bu da, 2- yakın tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ve aynı zamanda, 3- komünist veya devrimci güçlerin ne kadar zayıf olduğunu gösterir! Bu ve benzeri somut tahliller komünistlerin atacağı adımları belirler ve dost güçlere de bu taktikleri öneririz. HDP ye öneriler de bu açıdan komünistlerin uygulayacağı taktiklerin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Biz tüm bunlara siyasi taktikler diyoruz. Özetle; soruna sadece sınıfsal açıdan bakmak yetmez, aynı zamanda şartlar ve koşullara bağlı olarak siyasi adımların (taktiklerin) doğru şekilde belirlenebilmesi gerekir. 

3- Örgütsel olarak; Proleterya ve emekçilerin temsilcileri, yukardaki sınıfsal ve siyasi çözümlemelerin bir sonucu olarak her eylemin kendine, koşulların özel durumuna, tehlikenin yakınlığı ve büyüklüğüne bakarak taktiklerini belirler. Zaten komünistler, milyonların istemlerine, eylemin nicelik ve niteliğine bağlı olarak eylemin içinde olmayı hedeflemek zorundadırlar. Çünkü burda esas olan eylemin düşman güce karşı bir içerik taşıyor olmasıdır. Eylem, burjuvazinin öncülüğünde tutarsız bir yol izleyeceği önceden bilindiği için bu eylemin içinde olmak daha da bir zorunluluktur. Buna da, ‘kitle içinde çalışma’ anlayışın bir gereği olarak atılan adım diyebiliriz. Tüm olumsuz koşullara rağmen, eylemi provoke etmeden, kitleselliğini bozmadan, bu eylemin içinde yer almak bizlerin temel ilkelerinden biridir.

Türkiye'de komünist bir gelenek olmadığı için kitle içinde çalışma anlayışı gelişmemiştir. Daha çok kahramanlıklar üzerinden yürüyen narodnik siyasi taktikler ve bakış açısı hâkimdir. Adalet Yürüyüşü dâhil birçok eylem veya kitle içinde çalışma ‘Marksist’ grupların çocukça tavırlarına muhatap olmaktadır. ‘Marksist ’lerin bakış açısına göre,

a) milyonları yöneten gerici kurum ve partiler içinde çalışma yapmak onların etkisine girmek demektir,

b) bu kurum veya eylemi yönetenlerin tutarsızlıkları karşısında ‘devrimci’ tavır almak esas olandır.

c) ‘Marksist’ grupların kendi görüşleri mutlak doğru olduğu için de devrimci olmayan örgütlerin içinde çalışma yapmak oportünizmdir, türünden dogmalar içeren bir çalışma anlayışıyla gruplar kendi kadrolarını kitlesel çalışma anlamında tembelliğe ve pasifliğe iterler. Onlar için -kitlesel olmayan bireysel terör dâhil- kadro eylemleri esas olandır.

Bu sekter ve ‘sol’ tavırda, milyonları etkileyen burjuva partilerin yönetimiyle tabanını ayıramamak gibi bir basiretsizlik yatar. Örneğin burjuvazinin reformcu temsilcisi CHP Yönetiminin tüm günahları partinin tamamına için varsayılarak tavır CHP örgütüne yönelik geliştirilir. CHP Yönetiminin geçmiş hataları, burjuva parti olmasının doğal tutarsızlıkları ön plana çıkartılarak, kendine komünist diyenlerin CHP tabanıyla ilişki geliştirmesi anlamında hiçbir politika üretilmez. Çünkü kitle içinde çalışma sabır, yetenek, bilgi ve cesaret ister. Bu da ancak komünistlerde olan bir özelliktir. Bu nedenle komünist düşünceyi bilince çıkartamayanlar gerici örgütler içinde çalışmanın önemini kavrayamazlar. Küçük-burjuvazinin sabırsızlığı, bilgisiz ve tutarsızlığı böyle bir çalışma için uygun değildir. İşte kitle içinde çalışmanın püf noktası budur.

Kendine komünist veya devrimci diyenler açısından örnek vermek gerekirse: ABD emperyalizmine karşı olmak Amerikan halkına karşı olmak değildir. ABD de 2001 yılındaki ikiz kulelere yapılan saldırıda orda ölen vatandaşlara sevinenler ne kadar komünist olabilir? 

Yukardaki temel ilkeler, ortak mücadele, ittifak vb. taktiklerde komünistlerin ideolojik muhtevasını oluşturur. 

Özetle sınıfsal, siyasi ve örgütsel bakış açımız henüz 1900'lerin başındaki Rus Sosyal-Demokrasi hareketinin çizgisine bile ulaşmış değil. Bir de buna teknolojiyle olan uzaklığımızı eklersek sanırım daha çok ‘fırın ekmek yememiz’ gerekecek.

*   http://www.adilmedya.com/adalet-yuruyusu-bitti-turk-ulusalcilarinin-sovenlerinin-ve-irkcilarinin-yuruyusu-basladi/

** http://www.adilmedya.com/bir-yazida-uc-yazi-birinci-yazi-elestiri-dostlara-yapilir-baris-dusmanlarla-yapilir-ittifaklar-ise-tutarsiz-ve-kaypaklarla-ikinci-yazi-hdpnin-savruluslari-ve-nedenleri-ucuncu-yazi-ad/

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Ya biat ya mevt ya da ortak hareket!
    İslami kurallar acımasız ve kesindir: ya biat ya da mevt.. İşte o noktaya hızla yaklaşıyoruz! Tehlike içinde olanlar: emekçiler, çalışanlar, seküler, laik ve modern yaşamdan yana olanlar, Kürtler, Aleviler, aydınlar ve diğerleri.…
  2. R.T. Erdoğan'ın 12 Eylül'lünün sonu mu?
    Erdoğan sınıf tahlilinden uzak, çıkarlarının ona verdiği içgüdüsel pragmatizimle, İsrail'le Ortadoğu'da işbirliğine girerek ABD’yi yumuşatmayı, Bharara’ya baskı yapmasını, Rusya'dan özür dileyerek hem ekonomik iyileşmeyi hem de Suriye politikasını ABD çizgisine…
  3. Türkiye'de sağ partilerin paradigması ve AKP'nin geleceği
    Eğer ekonomik istikrar bozulur veya Ergenekon ittifakı parçalanırsa bu güçler hiç tereddüt etmeden yeni bir sağ partiye doluşmakta tereddüt etmeyeceklerdir. Demek ki aşağıdan yukarı kitlelerin Erdoğan iktidarını alaşağı edeceği bir…
  4. Enseyi karartmak yok!
    Enseyi karartmak yok!
    5 Kasım 2015
    AKP ve Erdoğan’ın sonu, İslami cumhuriyet yolunda ki telaşlı ve yanlış adımları ile kendi içlerinde ki kurtçuklar ve ekonomik kriz vasıtasıyla olacaktır. Ama bu sonu hızlandıracak, dolayısıyla, bizim ihtiyacımız olan ise,…
  5. AKP'nin düşüş eğrisi
    Anketlerde AKP’ye oy vereceklerin oranı %40 civarında gösteriliyor. Fakat aynı halk, Başkanlık sistemini, Suriye politikasını ve diğer hükümet icraatlarını %70 civarında bir oy oranıyla kabul etmiyor. Bu da onun bir…
  6.  Acıları Bal eyleyemeyen HDP'li bazı solcular
    RTE’nin anti-Kürt hamlesi, PKK’nın silahlı mücadelesinden daha çok Hükümete bakan verme vb. taktiklerle boşa çıkartılabilirdi. RTE ve AKP’ye göre HDP=PKK veya 'terörist' değil mi? 1 Kasım erken seçim Hükümetinde HDP’lilerin…
  7. 'Barış süreci' şimdi başlıyor
    Barış Blok çalışması, benzer terkibiyle ülkenin her yerinde toplanmalı ve ortak hareket imkânına kavuşmalıdır. --SAVAŞA KARŞI BARIŞ, ÖLÜME KARŞI YAŞAM başlığı altında yapılan toplantıya CHP, HDP milletvekilleri, SDP, SYKP, Halkevleri; KESK,…
  8. Var olan Sol’un iktidar olma potansiyeli ve şansı
    Türkiye de Marksist sol, esas olarak kendi geçmişiyle ve mirasıyla ilgilenmeyerek sırasıyla Sovyetler Birliği, Çin, Arnavutluk, Latin Amerika vb. kendi dışındaki güçlere yaslanarak güç olmaya çalıştı.. Nihat Ekinci’nin Diyarbakır Grup'da…
  9. Umuttan gerçeğe..
    Umuttan gerçeğe..
    7 Mayıs 2015
    1960'lı yılların başından itibaren Avrupa merkezli başlayıp tüm dünyayı kısa zamanda saracak olan anti-kapitalist içerikli etkin bir muhalefet, özellikle gençler arasında egemen olmaya başladı. İki kutuplu dünyada sosyalist deneyimlerin bir…
  10. Görünen köy: 2015 Genel Seçimi
    AKP, ekonomik veya anti-demokratik-anti-seküler bir krizle birlikte tümden buhar olacaktır. Fakat her koşul da iktidarı bırakmayacaktır. Bu nedenle iç savaşa hazırlandığını görmemiz gerekir. HDP barajı aşmakiçin Selahatin Demirtaş'ın yolunu izlemek…
  11. Sevgili Niyazi abi..
    Sevgili Niyazi abi..
    15 Ekim 2014
    "Zaman, kimlerin ölümsüzleştiğini, kimlerin daha nefes alırken havyar yiyip viski yudumlarken ölü bulunduğunu elbette çok yakında saptayacaktır" --Niyazi Ağırnaslı Selam olsun sana ve torunun Suphi gibi insanlığın koruyucularına! Senin nezdinde…
  12. 2014 Seçimlerinde rakamlar konuşuyor
    Sonuç, CHP lideri ve kurmaylarının seçimler ve ittifak stratejisindeki öngörüsüzlüklerinin bir ifadesidir. -AKP'ye daha önce akmış olan seküler yaşamdan yana olan oylar geri dönmektedir. 1-ERDOĞAN VE EKİBİ BÜYÜKŞEHİRLER VE KÜRT…
  13. Sosyal demokrasinin ayak sesleri...
    31 Mayıs Cumartesi saat 14.00 de Mersin Sanayi ve Ticaret Odası büyük salonunda KÜLTÜRLER ARASI DİYALOG ve BARIŞ İÇİNDE YAŞAMA "Farklı ama Eşit" başlığı altında bir panel düzenlendi. Paneli Başkan Ahmet…
  14. Post-devrim durumu ve seçimler
    Eğer yolunuzu kesen iki kişiden biri cüzdanınızı diğeri ise canınızı almak isterse elbette ki canınızı değil cüzdanınızı verirsiniz. Bu uzlaşma tarzını kitleler kendi anlayışına göre uygulayıp cebi delik perişanlar olarak…
  15. Algı yönetme sanatı ve yerel seçim tahmini*
    Kapitalist-emperyalist sistemde, ekonomiyi takip eden fakat dönüp tekrardan ekonomiyi ve sosyal hayatı düzenleyen politikada da gizlilik esasdı. İşte bu nedenlerle Cinayet, katliam, yasadışı elde edilen kar, devleti hortumlama, suiistimal vb.…
  16. Dev-Genç saymanı Ahmet Bozkurt'u uğurlarken..
    '69 sonundaki en büyük gelişme, 6. Filonun İzmir'e gelmesi ile başladı. Bunun üzerine Dev-Genç, militanlarının büyük bir kısmını İzmir'e yönlendirdi. Ankara'dan İzmir'e 6. filoyu protesto için giden militanların mola sırasında…
  17. Ülkede devrim değil, darbe durumu var
    Bugün ülkemize baktığımızda devrim koşullarının olmadığını, aksine darbe koşullarının hızla olgunlaştığını görüyoruz. Bana göre darbe durumu şöyle bir şey: YÖNETENLERİN ESKİSİ GİBİ YÖNETEMEDİKLERİ, YÖNETİLENLERİN DE BUGÜNKÜ GİBİ YAŞAMAK İSTEMEMELERİ HALİ.…
  18. Yerel seçimler öncesi HDP'ye çağrı
    İstanbul kent yönetimini almak hayal değildir. 28 yıl önce düşündüğüm projelerden biri şöyleydi: Önemli bir kentte yerel yönetimi alarak buradaki uygulama ve tarzımızla belki de dünyaya bile örnek olacak bir…
  19. Demokrasi paketi, Ergenekon ve tribün
    Demokratlaşma vb. paketler ile Ergenekon vb. operasyonların ortak özelliği, öze dokunmamaları yani kenardan dolaşıp puan alma stratejisini uyguluyor olmalarıdır. Örneğin: Ergenekon davasında yargılananların hiçbirisi yaptıkları veya organize edip sorumluluk taşıdıkları…
  20. Rojeveye Ağıtı ve Destanı
    Çoğunlukla aynı milliyetten hakların yaşadığı bir coğrafyanın belli bir bölgesi özel bir isimle adlandırılmaya başlanmışsa orada 'farklı şeyler' yaşanıyor demektir. Suriye'nin kuzeyi, Batı Kürdistan deği, ama Rojava.. Dünyanın gözlerini kapadığı…
  21. Düşük Yoğunluklu Barış*
    Devletin barış yapabilmesi, bunu kalıcı ve demokratik kılabilmesi için Milli Siyaset Belgesi'ni kaldırması ve bu Anayasaya bağlı olarak kurulmuş tüm legal ve yarı legal örgütlenmeleri fesih etmesi gerekir. Bu açıdan…
  22. Türk Gladyosu Barış Masasına oturmak istiyor
    Paris'te 3 devrimci kadının öldürülmesi, Sinop, Samsun ve Hatay illerinde Ergenekon Milis Güçlerinin hareketliliği, bize iki noktanın altını çiziyor: Birincisi, Türk Gladyosunun Bölge Başkanlığının olduğu 3 il gerçeğini ve İkincisi…

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…