Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?

5 Haziran 2018
Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?

Gezegen ciddi şekilde değişecek. Eğer şimdi bir şey yapmazsak, bu yüzyılın sonunda gezegenin büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelecek. Okyanus seviyelerinin bu yüzyıl içinde en az 1-2 metre, belki de daha fazla yükselmesi mümkün. Bu Thames’in taşacağı ve Londra’nın büyük kısmını sel basacağı anlamına geliyor. Çoğu şehir okyanus kıyısında yer alıyor. Buralar sel baskınlarına uğrayacak – belki hemen yarın değil ama çocuklarımızın, torunlarımızın döneminde.

5 haziran Dünya Çevre Günü için..

Yazar Ian Angus, Socialist Worker’a konuştu: “Kapitalizm ekolojik tahribata ve iklim krizine yol açıyor ama dünyayı dönüştürerek bunu durduracak gücümüz hala var.”

Sosyalist İşçi Partisi (SWP) tarafından her yıl düzenlenen Marksizm Festivali’nde konuşmak üzere 7-9 Temmuz tarihlerinde Londra’daydım. SWP ile siyaseten bazı ayrılıklarım söz konusu olsa da, 2500 katılımcının coşkusundan ve adanmışlığından, ekolojik ve bilimsel meseleler ile ilgili oturumların sayısından etkilendim.

İki oturumda ana konuşmacıydım, biri “Antroposenle Yüzleşme” ve diğeri yeni yayımlanan kitabım “A Redder Shade of Green” (Yeşilin Kıpkızıl Gölgesi) üzerine. Her iki oturumda da konuşmalar kayda alındı, hazır olduklarında ilgili linkleri paylaşacağım. İkinci oturumdaki konuşmamdan sonra, SWP’nin haftalık gazetesi Socialist Worker’dan Dave Sewell ile röportaj yaptık.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KRİZİNİ NASIL DURDURABİLİR VE GEZEGENİ NASIL KURTARABİLİRİZ?

İnsan uygarlığını tarihi boyunca ayakta tutmuş olan çevresel koşullar çöküşte, suçlusu kapitalizm ve çare ancak sosyalizmle mümkün. Bu uyarı, Climate and Capitalism (İklim ve Kapitalizm) web sitesinin yazarı ve editörü Ian Angus’un Socialist Worker röportajından.

“Gezegen ciddi şekilde değişecek. Eğer şimdi bir şey yapmazsak, bu yüzyılın sonunda gezegenin büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelecek. Okyanus seviyelerinin bu yüzyıl içinde en az 1-2 metre, belki de daha fazla yükselmesi mümkün. Bu Thames’in taşacağı ve Londra’nın büyük kısmını sel basacağı anlamına geliyor. Çoğu şehir okyanus kıyısında yer alıyor. Buralar sel baskınlarına uğrayacak – belki hemen yarın değil ama çocuklarımızın, torunlarımızın döneminde.”

“Dünyanın bazı yerleri çalışılamayacak kadar sıcak olacak. Bu yerler aynı zamanda yiyeceklerimizin büyük çoğunluğunun da üretildiği yerler, yani gıda üretimi sıkıntısıyla da mücadele etmek zorunda kalacağız.”

Ian “Antroposen” kavramının sol camiada gündeme gelmesinde önemli bir rol oynadı. Çoğu jeolog, Buzul Çağı’nın bitiminden bu yana devam eden nispeten istikrarlı çevre koşullarının yerini çok daha kaotik bir durumun alacağını savunuyor.

Ian, “Günümüzde küresel ısınma, kitlesel yok oluş ve başka birçok çevre krizi birleşiyor,” diyor, “bu semptomların hepsi ‘Antroposen’ olarak adlandırdığımız şeyle ilgili. Bu sözüm ona yeni çağ, adını Yunanca ‘insan’ (antroposen) sözcüğünden aldı çünkü krizi tetikleyen aktör, kapitalizmin tahakkümündeki insan toplumu.”

“İkinci Dünya Savaşı’ndan beri geçen zaman içinde, insanlığın yeryüzüne tesiri şimdiye kadar olan etkisinin çok ilerisine geçti. Tarih boyunca çoğu şeyi bozup tahrip etmiştik ama bütün bir tabiatın işleyişini altüst etmemiştik. Bugün insanlık, fosil yakıtlar, tarım ve madencilik için kullanılan tahrip edici yöntemlerle bunu yapmakta.”

Bunun sebebi toplumumuzun örgütlenme tarzı.

Ian bunun esas olarak bir kapitalizm sorunu olduğunu söylüyor: “Bunun sebebi, yeryüzünün doğal işleyişine uyumlu işlemek yerine ona karşı işleyen toplumsal yapımız.”

“Bu, ilerisini düşünmeden olağanüstü kısa vadeli hesaplarla iş yapmak demek. Bu, idareli kullanılması gereken kaynakları tüketmek demek. Bu, toprağın verimliğini yok etmek ve bu yüzden giderek daha çok gübre kullanmak demek. Kapitalizmde insanlara gıda üretecek çiftlikler değil, fosil yakıtları süpermarket ürünlerine dönüştürecek tarım var.”

“Büyümeyle sürdürülen bu sisteme sahibiz. Sistem, hayatta kalmak için yoğun bir şekilde ve sürekli olarak büyümeli. Bu sistem, bizim türümüz de dahil olmak üzere gezegendeki yaşamın evrimsel tarihine zarar veriyor.”

Çoğu eleştirmen, bir bütün olarak, suçu sistemden insanlığa yıkmaya çalışıyor. Örneğin nüfus fazlalılığı çok yinelenen bir sav. Ancak bu sav, sistemin paçayı kurtarmasını ve – halk bunu istemese bile – göçmenler ile fakirlere saldırılmasının mazeretlerini güçlendiriyor. Ian bunun da doğru olmadığını belirtiyor.

“Küresel bir sorun bu. Ve bu dünyada, küresel ısınmaya hiçbir katkı yapmayan, sera gazı emisyonları gerçekten sıfır olan neredeyse 3 milyar insan var. Bunun haricinde en az 2,5 milyar insanın da emisyonları düşük.” Yani mesele bireylerin yaptıklarıyla değil, dev şirketlerin/kurumların yaptıklarıyla ilgili. Ya da şöyle diyelim; ABD ordusu ile Britanya ordusunun iklim üzerindeki etkisi bir milyon insandan daha fazla.

Dünyanın dört bir yanından politikacılar Paris İklim Değişikliği Antlaşması’nın imzalanmasını kutladı. Ama Ian temkinli:

“Paris Anlaşması ile ilgili dikkate değer tek şey, anlaşmayı imzalamayı başarmaları. Ama ne imzaladıklarına baktığınızda, hepsi “olsa ne iyi olur” kabilinden hedefler. İmzalayan tarafların spesifik şeyler yapması için herhangi bir koşul yok. Her biri kendi planlarını oluşturacak ve bunları yapmamaları halinde herhangi bir yaptırım ile karşılaşmayacaklar. Bu anlaşma gerçekte ciddi bir sorun olmadığı varsayımı üzerine bina edilmiştir.

Mesela, fosil yakıtları kullanmayı bırakmamız gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık ama petrol fiyatına birkaç kuruş ekleyerek sorunun çözülebileceği hayal ediliyor.

Bu küçücük taleplere rağmen, dünyanın en büyük kapitalist ülkesi anlaşmadan tüydü. ABD yönetimi, hiçbir şey yapmayı gerektirmeyen bir anlaşmadan çıktı. Yani bir sorun olduğunu kabul etmekten bile kaçınabildi. Bu korkunç.”

Ian acil eylem gerekliliğine vurgu yapıyor:

“İklim değişikliği devam ediyor, sorun bunu nasıl yavaşlatabiliriz, buna nasıl uyum sağlayabiliriz ve nasıl karşılık verebiliriz. Hükümetlerimiz yanıt bulmak bir yana, bu sorunlar üzerine düşünmüyorlar bile. Şu an sorunların üstesinden gelebiliriz, ama harekete geçmeyi ne kadar ertelersek üstesinden gelmek de o kadar zorlaşacaktır.”

Yaklaşan iklim felaketi karşısında ‘elden bir şey gelmez’ demek kolaycılık.

“Bunun boğuşmak için çok büyük bir sorun olduğu fikrini anlıyorum. Geriye 20. yüzyıla baktığımızda, nükleer silahların ateşlendiği ve kalıntılarının tüm dünyaya yayıldığı nükleer deneylerle karşılaşmıştık. Nükleer deneylerin durdurulmasını başarmıştık. Azımsanmayacak (nükleer karşıtı) hareketler sayesinde oldu bu.”

“Ama nükleer silahlar konusunda, meseleye dahil az sayıda ülke olması gibi bir avantajımız vardı. Aynı şekilde, ozon tabakasına zarar veren kimyasalların atmosfere salınmasını başarılı bir şekilde tersine çevirdik. Ama bu konuda da karşımızda görece daha az sayıdaki şirketi ilgilendiren, yapılacak tek bir değişiklik vardı. Bugün ise artık, global bir ekonominin tüm işleyiş yollarını etkileyen değişiklikleri ele almamız gerek.”

Ama “bu sefer imkansız” demek de değil bu. Ian çevre hareketi konusunda umutlu:

“Fosil yakıt üretimini yaygınlaştıran bu ivmeyi geri püskürtebiliriz. Çatlatmayı (“fracking”) geriye püskürtebiliriz, rüzgar çiftliklerine yatırım yapmak ve istihdamı iklim dostu yatırımlara yöneltmek gibi öneriler getirebiliriz. Hareketler, çevrelerindeki mücadeleleri üstlenen ve giderek çoğalan insanlarca inşa edilir. Bu tamamen akıldışı sisteme bir karşıgüç oluşturmanın anahtarı olacaktır.”

Bazı sendikalar iklim değişikliği ile mücadeleyi çalışma hayatından ayrı hatta ona karşı bir mücadele gibi görüyorlar. Ama Ian’a göre bunları birbiriyle bağlantılı.

“Biz fosil yakıtları bir an evvel kullanmayı bırakmamızın daha iyi olacağı bir dünyada toplumumuzun nasıl işleyeceği üzerine konuşuyoruz,” diyor Ian. Bu ekonomimizin işleyişinin doğasında, işlerimizin doğasında adilce radikal bir değişiklik yapmak zorunda olduğumuz anlamına geliyor.”

İklim değişikliğinin aciliyetinin, sosyalist düşüncelerin ve işçilerin taleplerinin beklemesi gerektiği anlamına geldiğini savunanlara karşı ise son derece eleştirel.

Bazı çevreciler, bütün insanlığın etkilenmesinden ötürü kapitalistlerin ve sağ cenahın da desteğini alacak bir harekete ihtiyaç duyulduğunu belirtse de, Ian başka fikirde:

“Bütün bu sosyal, politik ve ekonomik talepleri bir kenara bırakalım ve sadece çevreye bakalım denmesi iyi hoş. Ama, sadece sera gazı emisyonları meselesine baksak bile, ciddi bir sosyal, politik ve ekonomik değişim olmadan bu meseleden kurtulamayacağımızı görürsünüz” diyor.

“Dolayısıyla, burada bir yapay bölünme söz konusu değil. Şüphesiz, sosyalistleri ve sosyalist olmayan insanları bir araya getirecek hareketler oluşturmak zorundayız. Ama ekonominin doğasında adil bir şekilde radikal bir değişiklik esas almaksızın çözüm bulunamayacağını da kabul etmek zorundayız.”

Çeviri: Bircan Polat / Dünyadan Çeviri
Kaynak: climateandcapitalism.com/2017/07/18/how-can-we-save-the-planet/

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…