Cumhuriyet gazetesi davasında savcı mütalaasını açıkladı | Haber | Siyaset Haberleri

Cumhuriyet gazetesi davasında savcı mütalaasını açıkladı

16 Mart 2018
Cumhuriyet gazetesi davasında savcı mütalaasını açıkladı

''Bir haftadır yoktu" başlığıyla Erdoğan'ın yeri yayınlandı. "Sokaktaki Tehlike" başlığıyla darbeyi protesto edenlerin Ankara Garı saldırısı için yapılan anıta saldırdığı, Hatay ve Malatya'da Alevi mahallelerinde gerginlik yaşandığı, Gülen cemaatine ait Samanyolu Koleji'ne saldırı olduğu, Suriyelilere ait ev ve işyerlerinin ateşe verildiği, Kadıköy'de içki içen gençlere mitingten dönen Ak Partililerin saldırdığı şeklinde ilk bakışta haber gibi duran ama aslında özgürlüğünü aşan beyan ve tasniflere yer vererek darbe girişimini eleştirenlere karşı yayın yapan, darbe girişimi ile amaçlanan hedefe hizmet eder yönde yayın yapıldı.''

Cumhuriyet gazetesi davasının 7. duruşması bugün Silivri Cezaevi’nin karşısındaki duruşma salonunda görülüyor.

Cumhuriyet gazetesi davasında savcı mütalaasını açıkladı.

Savcı, aralarında Akın AtalayAhmet ŞıkMurat Sabuncu'nun da bulunduğu 13 sanığın "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım suçundan" 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsini talep etti.

Savcı Bölükbaşı mütalaasında iddialarını sanıklar bakımından genelleştirerek devam etti:

Terör örgütü eylemlerinin kınanmaması bile örgütlerin lehine hizmet eder, sanıklar bu örgütlerin lehine yayın yapmış, lehe algı yaratmak faaliyetinde bulunmuştur. Yayınlar masum değerlendirilemez. 249 kişinin şehit olduğu 2000 kişinin yaralandığı darbe girişiminin vahim tablosu ortadayken yapılan yayınlar masum değildir. Türkiye'yi ulusal ve uluslararası alanda terör destekleyicisi olarak gösterilmesi basın özgürlüğü faaliyeti içinde değildir. Özetle, sanıkların Atatürk ilkelerine bağlı, basın özgürlüğü kapsamında yayın yaptıkları savunmalarına itibar edilmesi mümkün değil.

Silahlı terör örgütlerinin eylemlerini haklı ve masum, Türkiye'nin bunlara karşı haksız olduğunu gösterecek şekilde haber ve yazıların yayınlanması basın özgürlüğüne uymamaktadır. FETÖ'ye, belli bir amaç uğruna da olsa destek olmak asla kabul edilemez. Türkiye, özellikle uluslararası alanda zor durumda bırakılarak, IŞİD gibi terör örgütlerini desteklediği algısıyla uluslararası hukuk sorumluluğu altına sokulmak amaçlanmıştır.

MİT TIR'larının yeniden Dündar tarafından yayına sürülmesi Suriye krizinin derinleştiği döneme denk düştüğüne ilişkin Halil Berktay'ın Serbestiyet'te yayınlanan yazısı Cumhuriyet ve FETÖ ilişkisini çözümlüyor.

Toplumu etkilemek ve akıllarını karıştırmak için bilgi ekleyip çıkararak, gerçekleri değiştirerek eylemleri meşrulaştırmaya çalışmış, kaos ortamı oluşturmaya çalışmış, lobi şirketleriyle anlaşma yapıp Türkiye'yi Avrupa karşısında zor duruma düşürmeye çalışma amacına uygun algı yaratmaya çalışan terör örgütünün kendi organları Zaman ve Bugün'den sonra bunu Cumhuriyet'le yürütmüştür.

FETÖ, Zaman, Kanaltürk gibi yayın organlarının inanırlığını kaybetmesi üzerine aynı hedefte buluştukları Cumhuriyet'i seçti. Atatürkçüleri tasfiye etmek adına vakfın yöneticisi olan Akın Atalay, Hikmet Çetinkaya ve Orhan Erinç süreci başlattı. Örgüte üye olmamakla birlikte yardım ettikleri suretiyle Akın Atalay'ın tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep ederim.

Savcı Bölükbaşı özetle, AkSilahlanma ile ilgili aynı hashtag ile yapılan haberlerin sanıkların bazılarının ortak hareket ettiğini gösterdiğini ileri sürdü.

Bölükbaşı, "İddianamede İper'in Bylock kullandığı bilgisi yer aldı. Fakat bilirkişi Koray Peksever, telefonunda Bylock kullanımına rastlayamadı, yüklendiğini de bulamadı. İper'e ByLock kullandığından bahisle üyelikten dava açılmışsa da sanığın programı kullandığına dair her türlü şüpheden uzak delil elde edilemedi. Ancak 15 Temmuz sonrası tweetlerinde darbe girişiminin başarısızlığa uğramasından memnuniyetsiz tavır sergiledi" diye konuştu.

Savcı Bölükbaşı, Emre İper'in 15 Temmuz sonrası tweetlerinde kullandığı "sanal darbe", "darbe edebiyatı" gibi ifadelerini "terör örgütü lehine algı oluşturma" çabası olarak değerlendirdi. Bölükbaşı, "Bu, örgütün propagandası yönünde yapılan beyanlar basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez" dedi.

Savcı şöyle devam etti:

Terör emellerine yönelik yayınlar basın özgürlüğünün arkasına sığınılarak savunulamaz. İfade özgürlüğü her zaman çok da masum amaçlarla kullanılmıyor, tarihte eleştiri adıyla önce yıpratılmış sonra çökertilmiş devletler var. Basın yayın faaliyetlerinde her zaman kamu yararı, toprak bütünlüğü gözetilmeli. Haber yapılırken kullanılan ifadeler de önem taşıyor, ifade bir tahkir ya da karalamaya basın özgürlüğü açısından değerlendirilemez. Bu devlet güvenlik meselesinde daha da önemli. Bu ifadeler daha güvenli seçilmeli.

Osman Kavala ile Aydın Engin arasındaki cep telefonu görüşmesi tespit edilmiş olup, bu mesaj içeriklerine göre kimseden emir talimat maddi destek almadıklarına yönelik beyanlarının aksine, Engin'in AB fonları ya da STK'lardan fon aradığı anlaşılıyor. Aydın Engin'in söz konusu mesajlarına bakıldığında savunmalarda ısrarla bağımsız ve emir almadıkları yayınlarını AB'den fon arayarak nasıl sürdürecektir? Savunmaları aksine gazete PKK, KCK, DHKP-C ve FETÖ PDY'ye destek olan bir yayın faaliyeti yürüttüğü anlaşılmaktadır. Devlet ve toplumun sürekliliği için her özgürlük gibi basın özgürlüğünün de sınırı vardır. Sınırsız özgürlüğün anarşi doğuracağı insan hakları teorisyenleri tarafından kabul edilmiştir. (Savcı, hangi teorisyenlerden bahsettiğini belirtmedi)

Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı, mütaalasında yer verdiği tanık ifadeleri özetini bitirdi. Bölükbaşı şöyle devam etti:

Yayın ve faaliyetler, gazete, gazete sitesi ve sosyal medyadaki yayınlar göz önünde bulundurulunca örgüt içindeki hiyerarşiye dahil olmamakla birlikte örgüte yardım iddiasıyla kamu davası açıldı. Sanıkların talebi savunması olan Basın Kanunu'nun 11. maddesiyle, yayınlanan haberlere ilişkin yasal dava açma süresi burada uygulanamaz. Münferit olarak haberler değil bir yayınlama faaliyeti yargılama konusudur. Bağımsız yayın yürüttüklerini beyan etmişseler de sanıkların tarafsızlıktan uzak, gerçek dışı örgütlerin emelleri lehine yayıncılık düzenlemiştir...

 "Üye olmamakla birlikte yardım suçundan kamu davası açılan Can Dündar ile üyelik suçlamasıyla kamu davası açılan İlhan Tanır tüm aramalar karşı bulunamadığı için iki sanık hakkındaki kamu davasının tefriki, yakalama kararının sürmesi mütalaa ettik. Cumhuriyet gazetesinin basın özgürlüğü ile bağdaşmayan hukuka aykırı yayın yapması sürecinde, yönetim kurulu seçimi etkili olduğundan, seçimde, İnan Kıraç'ın oyu Akın Atalay'ın müdahalesiyle kabul edilmedi.

"Vakıf Senedine ve hukuka aykırı işlemlerle Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının değiştirilmesi sürecinde ilk adım atıldı. Toplantı nisabı oluşmadan toplantı yapıldı, bu şekilde yönetim kurulu seçimi yapılması usulsüz. Aynı seçimde başkanın oyu 2 oy kabul edilerek senede aykırı davranıldı. Vakfın 11 üyesi olması rağmen Önder Seçim'in seçildiği toplantıya 6 üye katılıp, 7 üye şartı gerçekleşmediğinden bahisle bu üye seçimlerinde alınan kararlar senede aykırı. Bu seçime dair iptal kararı hala istinaf aşamasında. Akın Atalay özellikle etkin rol oynayarak, Erinç ve Çetinkaya'nın birlikte hareket etmesini sağlayacak şekilde gazete poltikasını değiştirerek PKK/KCK/DHKPC eylemlerine yardım niteliğinde ortam sağladı. Balbay, Coşkun gibi Atatürk ilkelerine bağlı kişiler tasfiye edildi Gazetede etkin söz sahibi olan vakıf yönetimi bu şekilde dizayn edildi. Dündar ile birlikte Aydın Engin, Murat Sabuncu, Ahmet Şık, İlhan Tanır gibi yayıncı ve muhabirlerin görevlendirmesiyle, belli amaçlara bağlı yayın politikası sürdüren ve okurlarıyla kuvvetli etkileşimi olan gazetenin 90 yıllık geçmişi ve kuruluş felsefesi değişime uğradı.

"MİT TIR'ları gibi kamuyu yanlış yönlendirici, Türkiye'nin terörü destekleyen bir devlet olduğu yönünde algı yarattı. Zaman, Taraf, Bugün gazetelerinin taraftarları dışında kamuoyundaki itibarı kaybolduğu için örgüt Cumhuriyet'i bir araç olarak kullandı. Terör örgütlerinin eylemlerini gerçekleştirmeye yardım eden, sevimli ve meşru gösteren, Türkiye'yi terör örgütlerine yardım ediyor gibi gösteren faaliyette bulundu. Gazeteye bir bakımdan el konuldu, kurucu Yunus Nadi'nin amaç ve hedeflerinin dışına çıktı. Cumhuriyet bu dönemde FETÖ, PKK, DHKPC savunucusu ve kollayıcısı oldu. Basın özgürlüğüyle bağdaşmayan bir şekilde terör örgütlerinin eylemlerini meşru göstererek onların amaçlarına zemin hazırlayacak yayın faliyetine girdi. Seri röportajlarla bu örgütlerin amacı örtülmek istendi. Yayın faaliyeti basın özgürlüğü ile açıklanamaz. 17-25 Aralık döneminde ve sonrasında artık kaçan olan savcılarla röportajların yer alması, Can Dündar ile birlikte bu kişilerin kahramanlaştırılması dikkat çekici. Cumhuriyet devletçi, ulusalcı, lakin çizgisi 2013'ten sonra birden değiştirilip devleti hedef aldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Balbay FETÖ'yle ilgili görüşlerini açıkladığı için yazılarına son verilmesinden dolayı mağdur edildiğini açıklamıştır. Güncel olaylarla ilgili görüş ortaya koyuyor gibi olsa da Aydın Engin'in terör örgütlerini desteklediği, "Fakirhaneme Malikane Dediler" haberiyle terör örgütünün başının masum gösterilmesi de yayın politkasının değişikliğinin göstergesi. Bu Alev Coşkun'un ifadesinde de belirtildi.

"Ayşe Yıldırım'ın Kandil haberinde, barıştan ziyade terör ve kargaşayla beslenen örgütü kamuoyunda olduğundan farklı gösterecek ve övücü beyanlara yer verildi. Yazıda gençler ve sivil toplum kuruluşlarının son derece hassas olduğu çevre ve orman konusu, kadın ve erkek eşitliği konularıyla ilgili, örgüt üyelerinin yaşam tarzı üzerine, kamuyu ilgilendirmeyen ve merak unsuru olmayan nitelendirmeler yapıldı. "Yurtta Sulh" manşetiyle, 15 Temmuz'daki "Yurtta Sulh Konseyi" isminin benzerliği dikkat çekicidir. Gülen hareketi terör örgütüdür demedim" diye açıklamalarda bulundu, yayılan Karayılan'a ait röportaj ile internet sitesi sorumlusu terör örgütünün açıklamasını basmaktan cezalandırıldı. Zaman ile aynı manşet kullanıldı. Ankara'da TAK tarafından üstlenilen bombalı saldırının ardından Zaman ve Cumhuriyet aynı "Devletin Kalbine Bomba" manşeti yayınladı. Benzerliğin tesadüf olduğu, başka örnekler olduğu belirtilse de çizgisi farklı Zaman ile Cumhuriyet'in aynı manşeti atması tesadüfle açıklanamaz.

"Sabuncu'nun beyanına göre gazete toplantılarına katılan Gürsel, "Erdoğan Babamız Olmak İstiyor" yazısında Erdoğan'ın sigara eleştirilerine yönelik görüşlerini yazıyor gibi gösterse de en sonunda devlete yönelik isyan gibi antidemokratik görselleri meşru gösterdi. Kadri Gürsel 'Erdoğan Babamız Olmak İstiyor' yazısında asiliği normal, meşru ve kabul edilebilir olarak yansıttı. Aydın Engin, 15 Temmuz'dan iki gün önce "Cihanda Sulh Peki Yurtta Ne" başlığı ile kaleme aldığı yazısının başlığıyla, 15 Temmuz'u gerçekleştiren asker üniformalı teröristlerin kendilerine verdiği isim arasında benzerlik bulunuyor. Bu basit bir tesadüf değildir.

"cumhuriyet.com.tr 'de 15 Temmuz'da ve darbeden saatler önce "Bir haftadır yoktu" başlığıyla Erdoğan'ın yeri yayınlandı. "Sokaktaki Tehlike" başlığıyla darbeyi protesto edenlerin Ankara Garı saldırısı için yapılan anıta saldırdığı, Hatay ve Malatya'da Alevi mahallelerinde gerginlik yaşandığı, Gülen cemaatine ait Samanyolu Koleji'ne saldırı olduğu, Suriyelilere ait ev ve işyerlerinin ateşe verildiği, Kadıköy'de içki içen gençlere mitingten dönen Ak Partililerin saldırdığı şeklinde ilk bakışta haber gibi duran ama aslında özgürlüğünü aşan beyan ve tasniflere yer vererek darbe girişimini eleştirenlere karşı yayın yapan, darbe girişimi ile amaçlanan hedefe hizmet eder yönde yayın yapıldı.

"Halkı birbirine düşürecek yayınlar yapıldı. "Sokaklarda demokrasi yok" denerek darbe girişimine karşı sokaklarda nöbet tutanlar hedef gösterildi. Ahmet Şık'ın MİT TIR'larının durdurmasıyla ilgili savcıyla yaptığı röportajda, eski savcı Aziz Takcı'nın yaptıkları meşru gösterilmeye çalışıldı. Ahmet Şık'ın Cemil Bayık ile röportajında PKK'nin meşru bir silahı örgüt olduğu algısı oluşturmaya çalışıldı, açıklamalarını kamuoyuna ulaştırarak propagandası yapıldı.

"Ahmet Şık'ın Twitter'da kullandığı beyan ve paylaşımların iddialar ile benzerlik taşıdığı, eylemleri savaş olarak kabul ettirmeye çalıştığı, güvenlik güçlerine katil gibi nitelemeler yaptığı görüldü. Her ne kadar Şık'ın FETÖ mağduru olduğu savunulsa da, iddianameye konu röportaj ve açıklamalar dikkate alındığında DHKP-C, PKK hedefleri doğrultusunda hareket ettiği gibi FETÖ ile hareket eden savcılara ilişkin haber ve röportajlar var. Bu örgütler [DHKP-C, PKK, FETÖ ] ortak düşman üzerinden benzer emellere sahip ve yöntemleri bir üst akla bağlı. Bu nedenle Şık'ın savunmasına itibar edilemez. Can Dündar ve Erdem Gül tutuklandıktan sonra Fuat Avni "geçmiş olsun" diye yazdı. Akın Atalay ve Murat Sabuncu FETÖ'ye yönelik operasyonlara karşı paylaşımlar yaptı, FETÖ lehine algı yaratmaya çalıştı.

"Sanık vekilleri ByLock ve FETÖ sanıklarıyla sürekli görüşme olmadığını çoğunun SMS'ler olduğunu beyan etse de, bu kişilerin Cumhuriyet ve Atatürkçü olduklarını beyan eden sanıklar ile bir kere bile olsa iletişim kurmaları hayatın olağan akışına aykırı. Daha önce bu savcılara eleştirel yaklaşan Cumhuriyet'in 17/25 Aralık'tan sonra birden yolsuzluk soruşturmasını yapan savcılarla röportaj yapmaları dikkat çekici. MİT TIR'ları haberleri tahmine dayalı yayınlardı. Kamuoyunda algı yaratıp TC hem yurt içinde hem de uluslararası camiada itibarsızlaştırılmaya çalışıldı, bu şekilde IŞİD'le mücadele eden Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekatı'na ağır darbe vuruldu.

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2018, 15:29

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…