Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Mehmet Özgen

10 Ağustos 2016
Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı sindirmek anlamına gelecektir.

15 temmuz’la başlayan yeni sürecin şifreleri, Erdoğan’ın havalimanında sarfettiği şu sözlerde saklıdır: ‘’Bu Allahın lütfu. Çünkü Silahlı Kuvvetlerimizin temizlenmesine vesile olacaktır’’.

Bu sözler, darbe girişimi devam ederken, yani sonucun ne olacağı henüz belli değilken söylendi. Sonuçtan, bu temizliğin hiç itirazsız yapılacağından mutlak olarak eminseniz, bu kadar kesin konuşabilirsiniz.

Önceden organize edilen milisileri Rabia işareti ile sokağa döktü, tankların önüne sürdü. Şeriatçı-milliyetçi sloganlarla, meydanlar zaptedildi.. Amaç demokrasiyi korumak değil, laik ve demokratik güçlere gözdağı vermek, kontrolü sağlamaktı.

MİT ve Genelkurmay başkanlığı kooridnasyonuyla hazırlandığı anlaşılan 1170 subayın tasfiye listesi ve akabinde soruşturma ve gözaltı kararları ile Fetoculara darbeden başka seçenek bırakılmadı, erken hareket etmeleri adeta teşvik edildi. Böylece başka bağlantılar da ortaya çıkacak, tasfiye için meşruiyet ortamı sağlanmış olacaktı, sağlandı da.

FAŞİST DİKTATÖRLÜK OHAL VASITASIYLA KURULUYOR

Sokak gücü arkaya alınarak, kürt illerinde bir yıldır uygulanan OHAL bütün ülkeye teşmil edildi. Darbeye ‘direnen’ meclis sadece onay verdi.. Başta ordu olmak üzere devlet aygıtları on binlerce tasfiye ile tam bir kaos içinde. Fetocu avı ile güvensizlik katsayısı had safhada. Askeri okullar kapatılıyor, bürokrasi ayıklanıyor.. Kuvvet komutanlıkları Savunma bakanlığına, jandarma komutanlığı İç İşleri bakanlığına bağlandı.. Genelkurmay, MİT cumhurbaşkanlığına bağlanacak.. Böylece ordunun komuta kademesindeki koordinasyon da parçalanmış olacak.

Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. Cumhurbaşkanlığı, Başkanlık sisteminin kulesi olarak inşa ediliyor. Bundan sonra AKP’nin yapacağı şey, bu yapının içerildiği yeni bir anayasa yapmak olacaktır.

Açıkçası, Erdoğan rejimi, öncesinde yapamakta zorlandığı şeyi, 15 Temmuz’dan büyük avantjlar elde ederek devleti kendi suretinde yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Darbeyi bastırma operasyonu kisvesi altında, yeniden-biçimlenişe CHP ve MHP’yi ortak ediyor. Tv.lerde ‘darbe bastırma anlatısının durmadan tekrarlandığı yoğun propaganda ortamında doğal müttefik olarak MHP tam destek veririken, CHP yönetimi de ‘neden bize sormadınız’ tarzında eleştirel bir destek sunuyor. HDP ise başından beri dışlanarak, sistem dışına itilmiş durumda.

RÖHM ve HİTLER / GÜLEN ve ERDOĞAN

Kısacası, bütün gelişmeler, operasyonlar, darbe girişimi gecesi yaşananın uzun bıçaklar gecesi olduğunu gösteriyor. (1) Yani Hitler’in kendisine rakip olan yoldaşı Ernest Röhm’ün lideri olduğu SA’ları ortadan kaldırdığı gece. Benzer şekilde, 15 temmuz da, AKP-Cemaat ortaklığının kanla bitiş tarihidir. Aynı (islamcı-faşist) karakterde olan iki islamcı hizipten birinin diğerini tasfiyesi.. Elbette ki, cemaatin arkasında ABD emperyalizmi var. Ama bu darbenin içinde olduğunu göstermez. AKP’ sözcülerinin B ve C planlarından sözetmeleri, Erdoğan’ın sürekli tetikte olma uyarısı, darbeye teşvik planının başka operasyonları tetiklemesinden duyulan korkudur.. (Bu operasyonların darbe olması da gerekmiyor..) Ordunun koordinasyonunun parçalanmasının bir nedeni de budur. Buna bağlı olarak, ittifak içine girdiği eski statüko güçlerine güvensizliğidir.

Öte yandan, bu süreç Erdoğan’ın kitle desteğinin zayıf olduğunu da ortaya çıkardı. Devletin bütün ideolojik aygıtlarından yapılan çağrılar, camilerden verilen selalar beklenen karşılığı bulmadı. AKP’liler dahil, yığınlar, kendi askerini tekbir getirerek linç eden, boğazını kesenlerle yan yana gelmekten kaçındı. Sokağa çıkanların çekirdeğini dar bir mezhepçi-cihatçı güç, IŞİD zihniyetliler, lümpenler, cemaatler, çıkarları doğrudan AKP’nin varlığına bağlı olanlar, cumhuriyet düşmanlığını eskiden beri orduyla özdeştirenler oluşturmuştur.

Eski satatüko güçlerinin, miliyetçi-şovenist ulusalcıların, devlet aygıtlarındaki tasfiye edilen cemaatçi kadroların yerini alma pazarlığında oldukları bellidir.. CHP’nin ‘cumhuriyetin kurucu değerleri ve iade-i itibar talebi kısmen bu çerçevede karşılanabilir. Ancak bunun da, rejimin restorasyonuna dair sahte umut yaratmaktan başka bir anlamı yoktur. Üstelik, rejim kendisini garantiye aldıktan sonra, tıpkı cemaat gibi, bunlar da tasfiye olmaktan kurtulamıyacaklardır.

Önceki yazımda (2) belirttiğim gibi, Erdoğan-ergenekon (veya eski satükonun derin güçleri) ittifakının varolma koşullarından biri Cemaatin topyekün tasfiyesi idi. Başkanlık sisteminin yalnızca Erdoğan’ın değil bu güçlerin de bir projesi olduğunu untmamak lazım. Özal’dan beri Türkiye sağının eğilimi, hedefi budur. İttifakın ikinci önemli dayanağı olan Kürt sorununu askeri yöntemle çözme, yani savaşın daha da şiddetlenmesi büyük bir ihtimaldir. Çünkü müttefiklerin ortak düşmanı, Türkiye’deki düzeni alt üst etme dinamizmine, Rojova gibi bir hiterlanda da sahip Kürt halk hareketidir. Bu hareketin işçi sınıfı ve diğer emekçi kesimlerle ittifaka girme süreci sadece rejim açısından değil, düzen açısından da büyük bir tehdit olduğu 7 haziran seçimlerinde görülmüştür.. Ve zaten darbe süreci de o günden başlamıştır.. Bugün HDP’nin, AKP-CHP-MHP konsensüsünden dışlanmasının sebebi de, onun, sadece rejim karşıtı değil, düzen karşıtı güçlerin bir koalisyonu olduğu için bir tehdit unusuru olarak algılanmasındandır.. 

KRİZ, EGEMENLİK SİTEMİNDE, DEVLETTE DEPREME YOL AÇMIŞKEN..

Darbe girişiminin ardından yapılan analizlerde demokrasi cephesinin kurulmakta gecikmesi vurgusu var. Ancak hala ortaya stratejik bir yönelim, somut bir yol haritası sunulmuş değil.. Daha somut olarak bu demokrasi cephesi, nasıl örgütlenecek, nasıl bir hat izleyecek, hangi programı savunacak.. Bunlar hala belli değildir. Siyasal kriz, egemenlik sisteminde, devlette depreme yol açmışken devrimci durum tespitlerini hatırlamamak büyük bir çelişkidir.

Artık verili koşulların analizinden, mümkün olanın belirlenmesine geçmek gerekir. Taksim mitinginde Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı manifestoya bu açıdan bakarsak, Cumhuriyetin yeniden kurulmasını değil, varolan siyasal rejimle uzlaşmayı içeren bir mantığı içermektedir. O manifestoda, eski statükonun güçlerine iade-i itibar talebi var da, evleri başlarına yıkılan, yüzlerce evladı katledilen, kentleri yokedilen, bodrumlarda yakılan kürt halkından, doğuda sürdürülen savaştan bir tek söz yoktur. O manifesto adeta demokrasi ve özgürlük söylemleriyle kokuşmuş, dikiş tutmayan düzeni savunmak için yazılmış gibidir. Yenikapı’da tekrarlanan bu manifestonun ruhu itibariyle CHP yönetimi açıkça, ‘Cumhuriyetin kurucu değerleri’ söylemiyle Erdoğan rejimini besleyip geliştiren eski rejime dönüşü, bu temelde bir uzlaşmayı savunuyor.

CHP içinden bazı kesimler ise, meclisteki partilerle ‘ortak akıl hükümeti’ kurulmasını öneriyor. Oysa bugünkü koşullarda bu parlamento içinden kurulacak herhangi bir hükümet başkanlık sistemine hizmet etmekten, ona meşruiyet sağlamaktan başka bir işe yaramaz. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Erdoğan’ın muhalefete uzattığı elin, kendisine oy vermeyen yüzde-50 üzerinde de, İslam-Türk sentezi çerçevesinde hegemonya kurmak olduğu açıktır. Bunda başarı sağladığı ölçüde ortada ne CHP ve hatta MHP de kalmayacaktır.

Demokratik cumhuriyet olarak devletin yeniden inşası, Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadeleyle olur. Bunun dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı sindirmek anlamına gelecektir.

Türkiye’nin devrimci demokratik güçleri, faşizme karşı mücadele manifestosunu ve bunu hayata geçirme yolunu bir an önce ortaya koymalıdır. Ancak taktik politikalar belirlerken, asıl düşmanı tecrit etmeye özen gösterilmelidir. Bu bakımdan CHP’yi bir bütün olarak karşı cephenin içinde konumlandırmak gibi kesinlikçi tanımlar, çekici olsa da, yanlıştır. Çünkü bu süreçte, sosyal demokrasinin tarihi karakteri olan kaypaklığını akılda tutarak, sürecin doğası gereği, somut bir hedefe kilitlenmiş olan siyasal islam dışında hiç bir siyasal güç henüz kesin bir saf içinde değildir. Sosyalistler için de avantaj budur. Salt eleştiri ile değil, eylemimizle saflar kristalize olacaktır. Gezi İsyanı nasıl asıl düşman dışındaki herkesi farklı düzeylerde kendine çektiyse, öyle. Mesele, brbirimize demokrasi bloku / cephesi çağrıları yapmak değil, bunu stratejik bir yol haritasına yükseltmek, halk kitlelerini somut hedefler etrafında örgütlemektir; yani umut ve güven veren bir siyasi önderlik inşa etmek.. 

Aşağıdaki yazı, darbe öncesinde yazılmış, ancak redaksiyon aşamasındayken darbe girişimi nedeniyle yayınlanması ertelenmiş, bu yönde atılmış bir adımdır..

Devrim, Demokrasi ve Kurucu Meclis

Kurucu Meclis deneyi, içerikleri farklı olsa da, geçici bir biçim olarak, hem sosyalizmin tarihinde, hem de kemalistlerin tarihinde var. CHP içindeki devrimci demokratlar, Özgürlük ve demokrasi için 4. Devrim’den bahsedenler, bu devrimciliklerini şimdi değilse ne zaman pratiğe geçirecekler?

Solun olumsuz bir geleneğidir, zor zamanlarda birlikçi eğilimler nükseder, platformlar oluşturulur. Genel olarak, mümkün olan’ın bilinciyle değil, zorunluluğun ya da ciddi bir tehditin dayatması bilinciyle olur bu. Yani ortada bir strateji bir program yoktur. Dolayısıyla o tehditin doğduğu paradigmadan bir kopuşu da temsil etmezler. Bu yüzden, sadece tehlike çanlarını çalmaktan öteye geçildiği görülmemiştir.

Bu, bugün de böyledir. Yine çağrılar var. Ama ne yazık ki, bu çağrıların içinin boş olduğunu söylemek zorundayız. Sadece boş değil, bir endişe ontolojisiyle, çökmekte olan bir toplumun kendini hissetme halini yansıtmaktadırlar. Böylece ‘yine bir halt olmayacak’ umutsuzluğunu da üretmektedirler.

TARİH MÜMKÜN-OLAN İÇİN VERİLEN KAVGA İLE YAPILIR

Marx’ın ünlü sözüdür: İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre değil; kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan karşı karşıya kaldıkları, belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar.’ Marx burada öznel iradenin eylemine vurgu yaparken bu eylemin verili koşulları dikkate almasına işaret ediyor. O halde nasıl yapacaklar? O verili koşullar içindeki somut imkanların keşfi ile, soyut ütopyaların değil, militan bir iyimserlikle, gerçekleşebilir ideallerin peşinden giderek. Çünkü, Marksist düşünür Ernst Bloch’un söylediği gibi, verili koşulların analizi bir görüş sahası sunar, ancak ufku sınırlayıcı bir ufuktur. Fakat bununla birlikte, imkan dahilinde olanın araştırılması ise Mümkün Olan’a gider. Tarih işte bu Mümkün-olan için verilen kavga ile yapılır.

Tarihsel ve güncel pratik koşulların analizi mümkün olanın araştırılmasıyla böyle ısıtılmazssa, bu analiz yüzeyselleşerek aptallaşmaya götürür, nihayetinde fiilen uzlaşmaya ve teslimiyete.

Devrimci tutum, devrimci siyaset, verili koşullar içinde, sadece tehlikeyi görmek ve işaret etmek değil, aynı zamanda Mümkün olanı belirlemek ve alternatif olarak sunmak demektir.

Tek millet-tek mezhep, tek-‘aklı’(akıldışılığı), saldırgan bir kanser hücresi gibi, bütün hücrelerine zerk ederek teslim alınmak üzere olunan topluma kurtuluş ve yeniden-kuruluş alternatifi sunmak, verili durumda eşitlikçi-laik demokratik halk cumhuriyetini somut bir alternatif haline getirmek. Onların 2023 hedefinin, Birleşik İslam Develetleri adı altında kurulmak istenen ortaçağ kalesinin karşısına tam da bunu koymalıyız. Kürt illerindeki savaşın temel bir nedeni, Suriye ve Irakta yürüttükleri örtülü savaşın nedeni budur.

İdeolojik, siyasal, sosyal ve kültürel boyutlarıyla, yaşamın tüm alanlarını kuşatan bir paradigma değişiminin radikal sonuçlara, yani toplumsal formasyonun nasıl biçimleneceğini tayin edecek bir eşiğe gelmiş bulunmaktayız. Bu noktada öznel iradenin, yani sosyalist, sosyal demokrat, ilerici, yurtsever, eşitlikçi-özgürlükçü bir cumhuriyetten yana olan politik öncülerin atacağı adımlar, tarihin akış yönünü belirleyecek.

EGEMEN PARADİGMADAN KOPMAK

‘Gezi İsyanı’nın birinci yildönümünde şu analizi yapmıştım: ’Geziden önce, genel olarak, toplumda var olan çelişkiler, eski anlayışların, çatışan paradigmaların baskısı altındaydı. 1. katı-determinist modernizm ve 2. Modernizmin özgürlükçü içerimlerini topyekün reddeden siyasal islam. İlki genel olarak iflas etmişti, 2.sı o iflası sömürerek, geçmişe dönük bir ütopyanın (asr-ı saadet’in) tahrifi üzerinden küresel kapitalizme eklemlenerek kendini kurdu.. Modernizmin özgürlükçü içerimlerini tümüyle yadsırken, onun (genel olarak kemalizm diye ifade edilen) pozitivist aklının baskıcı yönlerine –liberalleri yedekleyerek- direniş potansiyellerini ve eğilimini kullandı ..

Haziran direnişi işte bu iki paradigmanın sonunu getirdi. Sonunu getirirken 3.cu bir paradigmanın, alternatifin ipuçlarını da ortaya koydu. Kökleri modernizmde ama onun ufkunu aşan bir paradigmanın. İnsanın doğa ile uyum içinde özgürleşmesidir bu.’’ (3) 

Erdoğan ve AKP, Gezi isyanının bu potanisyelini karşıt bir paradigma olarak farketmiş olmalı ki, hala bu farkındalıkla gezi korkusunu dile getiriyor. Çok somut olarak farkedilebilir gerçek şudur ki, AKP’yi iktidarda tutan iç ve dış dinamikler arasındaki uyum, 2013’ten, yani Gezi direnişinden itibaren hızla bozulmuştur. Ama solun, genel olarak, eş düzeyde bir farkındalıkla bir hareket tarzi geliştirdiğine dair henüz ortada bir belirti yok..

Bu noktada Rıza Türmen’nin eleştirisini anmak gerekiyor..

‘’Bugün Türkiye’de bütün muhalefet partileri dahil olmak üzere oyun AKP’nin sahasında oynanıyor. Gündemi, ne yapılacağını o tespit ediyor. Bir kere bu paradigmanın karşısında başka bir yapı inşa etmek, paradigmanın dışına çıkmak, oyunu kendi sahanıza çekmeniz lazım.’’ (4) 

Durum budur. Dİktatörlüğün, bütün saldırıları karşısında dik durmak değildir yalnızca mesele. Kavgayı yeni bir paradigma temeline taşımak, bu temel üzerinde mevcut düzeni yıkıp yeni bir toplum ve siyasal sistem inşa etme programını ortaya koymak; siyaseti, diklenmeyi buradan yürütmektir. Yeni bir paradigmadan sözettiğimizde, mücadelenin sadece tek bir eksene, mesela laiklik eksenli mücadeleye indirgenmesi, sadece Gezi direnişinin esinlediklerini kavrayamamak değil, Kurtuluş Savaşı sürecindeki ortak bilincin bile gerisine düşmektir. Bugün lailklik dahi Kürt devrimci dinamiği ile birleşmeksizin kazanılamaz. Açık konuşalım ki Haziran Hareketinde bu eğilim vardır. Ama bunun tersi de diğerleri için geçerlidir.

O halde, eğer paradigma değişimini Khun’nun tanımladığı şekilde kullanacaksak, devrimci bir sıçramayı içerdiğini de bilmemiz gerekir. Çünkü Khun bilimsel devrimlerle siyasal devrimler arasında koşutluk kurarak şöyle der: ‘’gerek siyasi gerek bilimsel gelişmede devrimin önkoşulu, düzenin bunalıma varan ölçüde işlerliğini yitirdiğini haber veren belirtilerin algılanmasıdır.’’

Ancak bu algılama, salt algılama olarak kalırsa, bu durumda siyaset, konjonktürün sadece tehlike boyutuna tepki olarak kendisini dışa vurabilir, Oysa devrimci siyaset, tehlikeyi algıladığı gibi, imkanı da kavramalı ve alternatif bir formülasyon ortaya koymalıdır.

Üstelik, imkanı fırsata çevirmek şöyle dursun, bugün politik bir stratejiye dayanmak zorunluluktur.. Bir halk devrimi stratejisi izlemeden ne demokratik bir anayasa yapılabilir, ne de demokrasi kazanılır.

KURUCU MECLİS VE GEÇİŞ TALEPLERİ

Soyut bir ‘devrim’ lafı ile yola çıkalım demiyorum elbette. Halk devriminin yoğunlaşmış iradesi Kurucu Meclistir. Demokratik Cumhuriyetin kuruluşu, bir kurucu iradeyi gerektirir ve bu da Kurucu Meclis olabilir ve zaten onun içerdiği varsayım da budur. Halk sınıflarının temsilcilerinden oluşan, dolayısıyla, aşağıdan yukarıya doğru kurulan bir meclis. Yani Meclis derken, solcuların kendilerini örgütledikleri yapıları kastetmiyorum. Mahallelerde demokratik savunma / direniş komitelerinden halk meclislerine yükselen bir örgütlenme olmalıdır.

Bugünkü koşullarda, Kurucu Meclis sloganıyla demokratik bir cumhuriyet için kitleleri seferber etmek mümkündür. Cephe örgütlenmesi böyle bir somut amaçla tanımlandığı zaman hız ve anlam kazanır. Çünkü salt zorunluluğun bilinciyle değil, Mümkün olan’ın bilinciyle örgütlenecektir. Kitlelere somut bir hedef gösterecektir. Mümkün olanın bilinci ve pratiği ise süreci devrimcileştirir.

Bu itibarla söyleyebiliriz ki, demokrasi cephesi çağrılarının pratikleşememesinin bir nedeni paradigmatik bir kopuşu tasarlamamak ise, diğeri de buna bağlı olarak, bu çağrıların somut bir hedeften yoksunluğudur. Esasen tehlike çanı çalmaktan başka bir anlam ifade etmemelerinin nedeni budur.

Dolaysıyla, solda reformizm (sol liberalizm) ve devrimci çizgi ayrışması da somut temeller üzerine oturabilecektir. Şu haliyle sol, genel olarak, düzen sınırları içinde muhalefet eden bir güç konumundadır ve bu aynı zamanda onun güçsüzlüğünün de nedenidir.

Esas olarak sol, sosyalist ve demokrat hareketlerin öncülüğündeki cephe örgütlenmesi, Kurucu meclis sloganını kitle seferberliğine dayalı halk devrimi için bir taktik olarak savunmayı elden bırakmaksızın, bu Meclis’in, barajların ortadan kaldırıldığı, eşit propaganda imkanlarının sağlandığı bir seçimle oluşturulmasına da açık kapı bırakmalıdır. Bu şekilde seçilecek temsilciler, toplumun temel sorunlarını demokratik, laik, sosyal, eşitlikçi bir cumhuriyetin kurumlarını oluşturmak ve devleti buna gore biçimlendirmek göreviyle yüklü Kurucu Meclisi oluşturur. Bu meclisin yapacağı anayasa ile Demokratik Cumhuriyetin ana sütünları belirlenir. Meclisin içinden nisbi temsile göre belirlenecek devrimci geçici hükümet, Kurucu meclisin kararlarını hayata geçirir. 

Demokratik bir cumhuriyet için Kurucu Meclis sloganı, cephenin ön koşulu olan bir geçiş programı’na dayanmalıdır. Yani geçiş programı, cephenin önkoşuludur. Siyasi hareketlerin anlaşma zemini budur. Bu programın ana talepleri şunlardır: ‘’bir suç örgütü haline gelen Erdoğan rejiminin yargılanması, bütün katliamların ve siyasi cinayetlerin hesabının sorulması, Kürt sorununun demokratik ve eşitlikçi çözümü, bütün inanç biçimlerinin eşitliğini sağlayan özgürlükçü laiklik, parasız-bilimsel eğitim, sendikal örgütlenme ve grev özgürlüğü, haftalık çalışma süresinin 35 saate indirilmesi, özelleştirilen kamu işletmelerinin yeniden kamu ve çalışanların denetimine verilmesi, soygun-yolsuzluk ve rüşvet çarkı içinde edinilen sermayenin kamulaştırılması, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldıran ve özgürlüğünü geliştiren politikalar, doğa ve çevrenin sermayenin tahakkümünden ve tahribinden korunması, seçim barajlarının kaldırılması, suç örgütleri haline gelen MİT ve Özel Harekat gibi bütün devlet aygıtlarının lağvedilmesi, koruculuğun kaldırılması, bütün devlet aygıtlarının emekçi sınıfların çıkarlarıyla uyumlu ve demokrasi bilinciyle yeniden yapılandırılması, bağımsız ve adil yargı, gericiliği örgütleyen Diyanetin kapatılması, iç savaş tehlikesine, cihadçı-paramiliter örgütlere karşı halkın güvenliği için demokratik savunma komitelerinin kurulması..’’ (http://www.politez.com/detail/mehmet-ozgen/6662/diktatorluge-karsi-halk-devrimi)

KÜRT HAREKETİ

Kürt hareketi uzun bir zamandır demokratik özerklik-demokratik cumhuriyet formülasyonunu savundu.. HDP’nin türkiyelileşme politikası da bu bağlamda pratikleşme çabası gösterdi..

Ancak HDP’nin bu politikası ile, kürt hareketinin genel stratejisinin bir çelişki içinde olduğunu söylemek zorundayız. Bu, devletin sınıfsal niteliğinin ötesinde, o anki biçimlenişini, yani islamcı bir devlete dönüştürülme evrimini hesaba katmayan, demokrasi güçlerini ve esas olarak sosyalist kesimleri politik baskının araçları olarak kullanarak devletle müzakere yürütmeyi esas alan bir stratejiydi. Çözüm sürecinin ana mantığı bu olmuştur. Bir başka deyişle, doğası gereği, demokrasi düşmanı bir devlet iktidarına gerçek demokrasinin sağlanmasının temel bir unusuru olan bir talebin gerçekleştirmesini istemek.

Bu durumda, demokratik cumhuriyetle mutlak olarak çelişen, asıl amacı islamcı bir devlet kurmak olan siyasi iktidarın bir manipülasyon aracına dönüşmek tehlikesi vardır ve çözüm sürecinde de büyük ölçüde yaşanmıştır bu. Bu yol, cumhuriyetçi güçlerle, ittifak politikasını geliştirmenin yolunu da tıkamıştır.

Böyle olduğu içindir ki, hem sosyalist solun bir bütün olarak desteğini almak mümkün olamamış, hem de solun bir tür statükocu bir konuma kilitlenmesinin de etkenlerinden biri olmuştur.

Kısacası, paradigmanın dışına çıkılamamıştır.

Bugün yeni bir politik yaklaşım zorunlu hale gelmiştir. Demokratik cumhuriyetin bileşenlerini somut olarak tanımlamak ve ona göre bir strateji belirlemek kaçınılmazdır. Demokratik modernite kavramıyla en az sorunlu olanlarla, yani cumhuriyetçi, laik, kemalist, sosyal demokrat kesimlerle, demokrat müslümanlarla sorunun çözümü için ittifak politikası izlemek gerekiyor. Ki bu kesimler çoğunlukla küçük-burjuva tabakalardır. Sosyalistler dışında demokratik cumhuryetin bileşenleri bu kesimlerden başkası değildir. Bu eksen üzerinde ideolojik ve politik mücadele yürütüldüğü zaman, bu tabakalar arasında var olan şovenist eğilimler de geriletilebilir. Mesele bu tabakaları, gerici siyasal önderliklerden tefrik edebilmektedir.. Politika yapmanın anlamı da budur.

"CHP demokratım, sosyal demokratım diyorsa, kurucu parti olarak bugün rolümü oynamak istiyorum diyorsa, demokratik bir ulusalcı anlayışa sahip olması gerekir. 20. Yüzyıl ortalarındaki arızi ulusalcılığı bırakıp Kurucu Meclisin (Birinci Meclisi kastediyor –M.Ö) ruhuna uygun bir demokratik ulusalcılığa evrilmesi gerekir. Demokratik Ulus olunabilir. Çok farklı kimlikler Demokratik Ulus altında birlik olabilirler. Bu demokratik ulusçuluk Türkiye'nin sorunlarını çözer. CHP’nin de kurucu olmasına uygun bir tutum içinde olmasını sağlar. Ulusalcılık bırakılmasın, bir ulusalcı yaklaşım gösterilsin, ama demokratik ulusçu, demokratik ulusalcı olunsun! CHP bu zihniyete kavuşmadan demokratik karaktere kavuşamaz." (5)

Mustafa Karasu, bu düşüncesini Kurtuluş Savaşını yürüten 1. Meclis’in rolü ve bileşimine atıfta bulunarak, onu olumlayarak dile getiriyor. Bu yaklaşım üzerine kurulu bir ideolojik ve politik mücadele çizgisi, hem ittifakı gerçekleştirme hem de şovenist eğilmleri geriletme ortamı yaratır.

HDP bugün Alevilerin haklarına duyarlılık gösteriyor.. Kürt özgürlük hareketi de öteden beri Alevi hareketiyle organik ilişkiler geliştirme çabasında..

Peki Alevi sorununun niteliği nedir? laiklik değil midir? Laik bir sitem kurulmadan, eğitim sistemi kökten değişmeden Alevi sorunu çözülmüş olabilir mi? Bu sorunu sahiplenmeden ana dilde eğitim hakkı tek başına gerçekleşebilir mi?

Dolayısıyla, laiklik meselesi, burjuva cumhuriyetçilerin meselesiymiş gibi bir algı terkedilmelidir. Laiklik demokratik cumhuriyetin temel taleplerinden biridir.

Kendisi de seküler karakterde olan Kürt hareketinin talepleri (dil, kültür, kadın, statü) esasen demokratik modernite kapsamında taleplerdir. Demokratik cumhuriyet için alevilerin ve diğer ‘ulusalcı’ cumhuriyetçilerin laiklik talebiyle yan yana gelebilir, gelmelidir.

Sonuçta, demokratik özerkliği elde etmek, yani Kürt sorununu çözmek için de geçişsel ve ortak bir programı bu süreçte savunmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Karasu’nun 1. Meclis’ten Kurucu Meclis olarak sözetmesi, özgürlük hareketinin Kurucu Meclis taktiğine açık olduğunu göstermektedir.

ANAYASALARI KURUCU MECLİSLER YAPAR

Anayasalar devrimlerin ve karşı-devrimlerin sonucu gündeme gelir.. Yeni bir sınıf egemeniliğinin siyasi ve ideolojjk örgütü AKP varolan demokrasiyi kullanarak iktidar oldu; iktidarını bir postmodern karşı-devrim süreci olarak sürdürdü. Gezi isyanı ile birlikte, egemenliğini, anayasa ve yasaları çiğneyerek, yani diktatörce yürütmeye başladı. Cumhurbaşkanlığını bu diktörce ve açık terörist yöntemlerin bir aracı olarak kullandı. Şimdi geldikleri nokta bu karşı devrimi, dolayısıyla yeni sınıf egemenliğini güvence altına alma aşamasıdır. Bir başka deyişle, diktatörce kurulan bir sınıf egemenliğini dengeli ve kalıcı kılmak, oturtmaktır. Kendi ideolojik ve siyasi egemenliğini kalıcı kılmaya ve onaylatmaya yarayacak kurallar bütünlüğü olarak yeni bir anayasa ihtiyacı bunun için. Dolayısıyla, buna her hangi bir şekilde angaje olmak, ona hizmet eder.

Geldiğimiz noktada yeni bir toplum sözleşmesi zorunluluktur. Anayasalar esasen bu zorunluluğun bir ifadesi olarak gündeme gelir. Kürt sorunu bunu dayatan temel etkenlerden biridir. Laiklik sorunu öyledir. Alevi sorunu esasen lailklik sorunudur..Türkiye’nin idari yapısı demokrasinin gelişmesine izin vermeyen merkeziyetçi bir yapıdadır. Herşeyi Ankara’dan çözme anlayışı egemendir. Bu yapı faşist rejimle daha da merkezileşmiştir. Başkanlık sisteminin fiilen uygulanmasıyla da mutlakiyetçi bir karakter kazanmaktadır. Toplumun bir bütün olarak gelişen ihtiyaçları, yönetime katılım talebi yapının değimesini zorunlu kılmaktadır.. Kürt sorununun çözümü de bu yapının değişmesiyle ilgilidir..

Bunun için yeni bir anayasa zorunludur.. Ancak bunu kurucu bir irade yapar.. Yani Kurucu Meclis yapar. Şu anki parlamento böyle bir anayasa yapamaz, bu koşullarda olası yeni bir erken seçimle gelecek bir parlamento da yapamaz. Bugün gündemde olan ise fiilen kurulan bir diktatörlüğe, totaliter bir rejime anayasal kılıf geçirmektir, yoksa yeni bir toplum sözleşmesi değildir..Tıpkı 12 Eylül faşizminin yaptığı gibi.. Onların darbe ile yaptığını, bugün parlamento çoğunluğu ile yapmak istemektedirler.

Bu nedenle , bugünün doğru sloganı Kurucu Meclistir. Çünkü mevcut parlamento, 1. yüzde-10 seçim barajına dayalı bir parlamentodur 2. Bu barajları yıkan bir siyasi hareketi şimdi oradan atmak istemektedirler. 3. Çoğunluk partisi AKP, Davutoğlu’nun saray darbesiyle başbakanlıktan alınması ile nazi partisi karakterinde bir Führer (Reis) partisi olarak yeniden dizayn edilmektedir. 4. Özellikle 7 haziran seçimlerinin hemen ardından sarayla sıkı müttefik olan MHP yönetimi, mahkemeler de kullanılarak partinin bölünmesini göz alacak kadar bu ittifakın sıkı savuncusudur. 5. CHP içinde Ergenekonla ilişkiler bağlamında, Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi ortak paydası ile diktatörlükle zımnen ittifak halinde olanlar vardır. 6. Mecliste muhalefet etmenin imkanları da İç tüzük değiştirilerek kısıtlanmak amaçlanmaktadır. Sonuçta bir CHP’li vekilin dediği gibi, ‘parlamenter demokrasinin tabutuna son çivi çakılmaktadır.’

Parlamento bu haliye, 12 Eylül’ün Danışma meclisi gibi, diktatörlüğün arka bahçesi konumundadır.

Diktatörlük, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla HDP’nin meclis dışına itilmesiyle yetinmeyecektir. Kaosu geliştirme stratejisi gündemdedir. Erdoğan ve AKP’sinin, “tek parti tek lider” amacına varmalarını sağlayacak, başkanlık sistemini de içerecek “yeni bir anayasa hedefini” başka türlü, olağan koşullar altında gerçekleştirmesi olanaksızdır.

Bu tablo ve strateji, esasen siyasal islama dayalı bir devlet ve toplum modelinin oluşturulmuş ana sütunlarından sonra parlamento içindeki mevcut muhalefetin de tasfiye edileceğini gösteriyor. Çünkü kürsü dokunulmazlığının kaldırılması aslında mili irade denilen şeyin ortadan kaldırılması ve Führer’e itaat eden temsilciler haline getirmektedir. Yani ya majestelerinin muhalefeti olacak ya da tasfiye edilecek. Meclis Saraydan yönetilecek. Tıpkı Kenan Evren’in Danışma Meclisini yönettiği gibi.. 

KURUCU MECLİS ve CEPHE

Kurucu Meclisi, emekçi sınıf ve diğer halk katmanlarının oluşturduğu yerel halk meclislerinin ulusal kongresi olarak düşünmek gerekir. Daha doğrusu bu meclisler, özyöetim karakteri itibariyle, Paris Komünü’nden bu yana emekçi sınıfın geliştirdiği örgütlenme biçimleri ile özdeş olmakla birlikte Kurucu meclise temel teşkil edebilir.. Kitleler bu özdeş biçimlerin nüvelerini Gezi direnişinde forumlar olarak, komün olarak pratik mücadele içinde özdeneyim olarak da yaşadı. Kürt halkı, bu meclis örgütlenmelerinin içinde direnişini süerdürdü, sürdürüyor. Bu meclislerin birleştiği düzey ve emekçi kitlelerin tam demokrasiye ulaşma hedefinin devrimci-kollektif iradesi de, bu tarihsel aşamada, anti faşist halk cephesi olabilir. Halk sınıflarının oluşturduğu bir cephe. halk devriminin kesintisizliğinin / sürekliliğinin de güvencesi olur. Bu irade, faşist diktatörlüğe karşı mücadele eden diğer sınıfların kendi özgül örgütlenmelerini yaratmalarını kamçılayacak ve onların siyasi hareketlerini halkın talepleriyle daha uzlaşan temsilciler seçmeye zorlayacaktır. Bütün kesimlerin diktatörlüğe karşı birleştiği düzey ise Kurucu Meclis olacaktır.

Elbetteki bu kesintisizliğin asıl güvencesi, bir yandan emek cephesinin yaratılmasıdır. Emek cephesinin yer almadığı devrimci bir süreç, ne demokratik cumhuriyete, ne de emekçi sınıfın demokrasisine giden yolu açar. Üstelik, tarih, emekçi sınıfın gücü örgütlenip toplumu değiştirmek üzere harekete geçirildiğinde, en güçlü devlet aygıtının bile bu örgütlü güç karşısında direnemediğini gösterir. Emekçi sınıfın elinde muazzam bir güç vardır. Çalışanlar izin vermedikçe, tek bir ampul yanmaz, tek bir çark dönmez, tek bir uçak uçmaz.. O yüzden işçi sınıfın politik birliğini, emek cephesi formuyla örgütlemek kaçınılmazdır. Bu birliğe şu veya bu gerekçeyle yanaşmayanlar, kendi grup çıkarlarını öne alanlar, sıfatları Komünist de olsa gericidirler. Çünkü faşizme karşı işçi sınıfının politik birliğini inşa etmeye engel olarak, aslında faşizme hizmet etmektedirler.

Yerel Halk Meclisleri işçi sınıfının politik örgütlenmesinde önemli bir kaldıraç olabilir. Toplumun yoksul ve ezilen kesimleriyle işçi sınıfı arasındaki ittifak bu meclisler vasıtasıyla hayata geçirilebilir. Halk iktidarının nüveleri de bu meclislerdir. Emek cephesinin temel bir bileşen olduğu güçlü yerel meclisler devrimin kesinitisizliğine / sürekliliğine yol veren örgütlenmelerdir. İşte bu bakımdan söz konusu gericiliği mahkum etmek yaşamsal önemdedir. 

DEVRİM VE KARŞI-DEVRİM DÖNEMLERİNDE KURUCU MECLİSLER

Kurucu meclisler, genel olarak, devrim ve karşı-devrim dönemlerde ortaya çıkıyor. 

Komünistler, Rusya’da Çarlık rejimi koşullarında somut duruma denk gelen başka taleplerin yansıra kurucu meclis talebini de yükselttiler. Bu, o sırada ülkenin somut koşullarını (yani otokratik bir hükümet, gerçek seçimlerin ve parlamentonun olmaması) yansıtan burjuva demokratik bir talepti. O günün devrimci Marksistleri, devrimci mücadelede en geniş halk katmanlarını –yalnızca işçileri değil, köylüleri ve küçük-burjuvaziyi de– harekete geçirmek için, mevcut duruma uygun oldukları ve bir ilerici içerik taşıdıkları ölçüde, demokratik talepleri kullanmaktan kaçınmadılar. Elbette ki devrimin temel dayanağı sovyet örgütlenmesiydi ama Çarlık Rusya’sının somut koşulları altında kurucu meclis talebi en geniş halk katmanlarını ayağa kaldırmaya ve çarlık otokrasisine karşı olanca gücüyle mücadele etmek üzere harekete geçirmeye yardımcı olduğu tarihsel bir olgudur. .

Ülkemizde toplumun ileriye doğru dönüşümü çerçevesinde iki önemli örnek var., 23 Nisan 1920’de toplanan ve Kurtuluş Savaşını yürüten 1. Meclis ve 27 Mayıs’ın Kurucu Meclisi.. 1. Meclis, kurtuluş savaşını yönettiği gibi, yeni devletin temellerini de attı. 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye), Kürt’üyle, Türk’üyle, Çerkez’iyle, Alevi’si ve Sünni’siyle bütün halk sınıflarının ve onların siyasi temsilcilerinin konsensüsü ile yapıldı. Bu mecliste, sol kanat vekillerin oluşturduğu Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, reformcular, ittihatçı, Halk Zümresi gibi gruplar vardı. Meclis, Yasama, yürütme ve yargı işlevlerini yüklendi. Hükümet başkanı aynı zamanda meclis başkanıydı. Kurucu Meclis özelliğini ‘’olağanüstü yetkilere sahip meclis ifadesi’’ ile dile getirdi.

Mustafa Kemal, “inkılâpçı zihniyete” sahip milletvekilleriyle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu” adı altında meclis içinde büyük bir grup kurdu. Diğer gruplar ise 1922 temmuzunda İkinci Müdadafa-i Hukuk Grubunu kurdu. Grup içerisinde; İttihatçısı, Bolşevik’i, muhafazakârı, İslâmcı-Saltanatçısı, mutlakıyet yanlısı milletvekilleri bulunuyordu. 1. Meclis 1 Nisan1923’de dağıtıldı, ardından 28 haziranda seçimler yapıldı. 2.ci Grubun üyelerinin tamamına yakını tasfiye edildi. 1924 Anayasasını da bu 2. Meclis yaptı. Tek-parti sistemine ve tek etnisiteye dayalı ulus-devlet inşasına cevaz veren bir sistem kuruldu..

Bu sistemin ilgası, ‘’çok partili’’ (aslında iki partili) yapıya geçildiği 1946 da değil, 27 mayıs 1960 ihtilali sonrasında kurulan Kurucu Meclis iledir. 1924 anayasası ihtilal iradesi ile yürürlükten kaldırıldı. Aslında yalnızca CHP değil, DP de tek parti sisteminin sürdürücüsü oldu. Yani tek-parti rejimi, 1961 kurucu meclisi ile ve onun yaptığı 61 anayasası ile yıkıldı. Tarihsel gerçek budur. Türkiye’nin gördüğü –burjuva anlamda- en demokratik anayasa da budur. 61 Anayasasını yok etmek için iki darbe yapıldı..12 mart darbesi Anayasayı kısmen değiştirebildi. 12 Eylül darbesi ise 61 Anayasasını ilga etti.. Oluşturduğu Danışma Meclisi, bugünkü anayasayı (82 Anayasası) hazırladı. Bir karşı- devrim meclisi olarak işlev gördü...

Erdoğan ve AKP de, bugünkü parlamentoyu,’sessiz devrimin’, yani siyasal islamın bir devlet ve toplum düzeni olarak anayasal bir kisveye büründürmek amacıyla benzer şekilde karşı-devrimci bir Kurucu Meclis olarak kullanmak ve Başkanlık sistemini getirerek tek-parti diktatörlüğünü kurmak istiyorlar..

**

Kurucu Meclis deneyi, içerikleri farklı olsa da, geçici bir biçim olarak, hem sosyalizmin tarihinde, hem de kemalistlerin tarihinde var.. CHP içindeki devrimci demokratlar, Özgürlük ve demokrasi için 4. Devrim’den bahsedenler, bu devrimciliklerini şimdi değilse ne zaman pratiğe geçirecekler?

--------------------------------------------------------------------

1.http://www.politez.com/detail/mehmet-ozgen/7019/uzun-bicaklar-gecesi-ve-ic-savas-provasi

2. agy

3. /http://www.politez.com/detail/-/4294/gezi-isyani-turkiyenin-1905idir

4. https://www.evrensel.net/haber/281518/turmen-demokrasi-mucadelesinde-yeni-bir-hamle

5. http://www.politez.com/detail/politez-/6561/karasudan-chpye-tamam-ulusalci-olun-ama-demokratik-ulusalci-olun)

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  2. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  3. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  4. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  5. 15 Aralık 2016
  6. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  7. 14 Haziran 2016
  8. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  9. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  10. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  11. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  12. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  13. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  14. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  15. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  16. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  17. Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir
    Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya…
  18. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  19. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  20. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  21. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  22. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  23. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  24. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  25. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  26. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  27. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  28. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  29. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  30. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  31. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  32. 25 Haziran 2013
  33. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  34. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  35. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  36. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  37. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  38. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  39. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  40. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  41. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  42. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  43. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  44. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  45. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  46. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  47. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  48. Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı
    Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası"…
  49. Dersim, CHP ve Faşizm
    Dersim, CHP ve Faşizm
    29 Aralık 2011
    Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu.. Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören…
  50. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  51. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  52. “Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?
    Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.   Başbakan Erdoğan'nın Kuzey…
  53. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  54. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…
  55. Türkiye Dönüm Noktasında
    Türkiye, özellikle 12 Eylül’de yapılan Anayasa referandumundan sonra kesin bir dönüm noktasına (critical point) geldi. Yargının iktidarın denetimine geçişi tamamlandı. Emniyet teskilatı zaten cemaat örgütlenmesinin kontrolündeydi. TSK içinde de faaliyette…

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…