Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir

Mehmet Özgen

25 Temmuz 2014
Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir

Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya koyduğu imkanı fiilileştirmenin yol ve yöntemlerini geliştirmiyorsanız, öncü değilsiniz demektir. Bu durumda sadece umudu tüketirsiniz.

Tarihsel gelişme, bazen koşulları açıklama tarzımıza etkin bir rol verir. Özellikle tarih sahnesine yeni bir dinamik girdiğinde. Böyle anlarda sosyal sınıf ve grupların, siyasal aktörlerin konumları ve rolleri eskisi gibi olamaz. Zira yeni dinamik mevcut yapıdaki çelişkileri görece kristalize eder ve mevcut toplumsal ilişkileri, politik dizilişleri buna göre pozisyon almaya zorlar..

Böyle anlarda siyaset teorisine tarihsel bir rol düşer. ‘Somut durumun somut tahlili’ ve yeni bir politik hat inşa etmek.

Ama kaçınılmaz değildir bu. Çünkü ortaya çıkan belirli bir olanağın, alternatif olarak ayırdına varıp fiilileşmesi için gerekli öznel koşulları hazırlamazsak o olanağın zamanla yozlaşması ve alternatif olma potansiyelini yitirmesi muhtemeldir. Tarih size bir fırsat sunar, ama yeterli zaman içinde o fırsatı kullanmadığınız ya da karar verme anını kaçırdığınız zaman sizi beklemez. Çünkü toplumsal mücadelelerde “yeterli zaman” saatle ölçülebilecek bir zaman değildir.


TARİHSEL İMKAN VE TARİHSEL HATA

Tarihe büyük harflerle geçen toplumsal olayları ve devrimleri incelerken ‘şöyle olsaydı tarih başka türlü yazılırdı’ deriz. “Şöyle olsaydı”da işaret ettiğimiz imkanın, farklı bir alternatifin o tarihsel anda olabilirliğine kanaat getirdiğimiz içindir bu yakınma.. Ama tarih o imkanın üzerinden çoktan akıp gitmiştir..

Mesela, 1969’da TIP’ten tasfiyeler sonucu ayrılındığında, gecikmeksizin devrimci bir parti kurulmuş olsaydı ve faşist saldırılara karşı merkezi bir savunma inşa edilseydi, hem 15-16 haziran direnişini gerçekleştiren işçi sınıfıyla organik ilişkileri geliştirme imkanı elde edilir, hem de 12 Mart darbesine direniş başka türlü yaşanırdı. Ya da 1970’lerde muazzam bir kitlesel gücün, neredeyse her köyde devrimci bir kümelenmenin mevcut olduğu durumda faşizme karşı bir direniş cephesi kurulabilseydi ne olurdu? Devrimciler, sosyalistler ortak bir devrimci programa, devrim yapma iradesine sahip olsalardı tarih başka türlü yazılmaz mıydı? Ya 1982’de Kürt hareketiyle birlikte kurulan Faşizme karşı direniş cephesi akamete uğratılmayıp yoluna devam edebilseydi bugün hangi noktada olurduk?

Bu söylediklerimden anlaşılacağı gibi, “tarihsel hata” diye adlandırdığımız şey, tarihin akışını, emekçiler ve ezilenler lehine değiştirebilme potansiyeline sahip dinamikleri farketmekle kalmayıp o potansiyelin fiilileşmesini sağlayacak örgütlenme ve stratejiyi inşa etmekte gecikerek tarihsel imkanın heder edilmesi, fırsatın kaçırılmasıdır.. Bunda kendi küçük iktidarlarımızı halkın iktidarından pratikte daha çok önemsediğimizin payı ve siyaset yapma tarzımızın rolü tartışılmazdır. Sonuçta hata ve zaaflarımızla dikatörlüklerin gelip yerleşmesine biz de katkı vermiş oluruz. Çünkü tehlike ve imkan içiçedir. Bizim için tehlike ötekiler için imkan, bizim için imkan da onlar için tehlikedir. İmkanı gerçekleştirmek ise irade işidir. Bu her zaman böyle oldu.. “İrade”den kastettiğim ise, nesnel imkanların ya da tehlikelerin bilincine varıp bu ihtimallere denk düşen, yani imkanı gerçekleştirecek ya da tehlikeyi berhava edecek bir eylem hattını, politik bir strateji temelinde örgütlü güçle uygulamaktır.

Bugün de böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Gezi direnişiyle bir İMKAN olarak açılan yoldan bahsediyorum. Tarihin saatinin geçip geçmediğini kesin belirleyemeyiz ama yıldönümünü yaşadığımız bugünlerde Gezi’yi yeniden düşünmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İktidar açısından bakarsak, son bir yıl içinde Erdoğan iktidarı iki büyük darbe yedi. İlkinde halkın gücü olarak Gezi, AKP iktidarını sersemletip kimyasını ve dengesini bozdu. Ancak nazizimle kıyaslanabilecek bir biçimde siyasal islamı bir devlet/toplum ve yaşam biçimi olarak dayatan.. Her gün yeni pratıklerle yaşamı tıpkılaştıran, birey yerine kulluğu geçiren.. Saatlerin, İslam devletinin resmen ilan edileceği 2023’e ayarlandığı bir gidişe dur dedi. Böylece de zaten paylaşım savaşı içindeki iktidar blokunun kendi iç çelişkilerinin derinleşmesine katkıda bulunarak bu kez içten gelen ikinci bir darbe yemesinin koşullarını hazırladı. 17 Aralık operasoynuyla iktidar bloku parçalandı. Hükümetin başı ve üyelerinin içinde olduğu büyük rüşvet operasyonu devlet krizi yarattı. Bu kriz, şimdilik, bir yandan toplumun kutupsallaştırılması öte yandan bürokrasinin daha da homojenleştirilmesiyle, ama her iki alanda risk ve tehlikenin yoğunlaşması pahasına aşılmış görünüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin nasıl bir rol oynayacağını ise göreceğiz. Fakat her halükarda bu seçimlerin yeni bir çatışma sürecinin başlangıcı olacağı ve bu sürecin yeni dizilişleri kaçınılmaz kılacağı kuvvetle muhtemeldir.. Bu başka bir yazının konusudur ama elinizdeki yazının tam da bu noktada uyarıcı bir rol oynamasını umuyorum.

Geçen bir yıl içinde Gezi direnişi hakkında bir çok analiz yapıldı. Söylemleri, talepleri sahiplenildi. Bazı kesimler Gezi isyanını düzen-içi muhalefetin bir dinamiği haline getirip yerel seçimlerde başarı kazanmayı hesapladılar. Eski düzenin restorasyonu için manivela olarak gördüler. (Şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde BOP’un reorganizasyonuna uygun, eski rejime dönük bir pozisyon aldılar). Seçimler gösterdiki hiç bir siyasi parti, örgüt, gezinin dinamizmini arkasına alamadı. Alamazdı da. Çünkü Gezi isyanının esinlediği şey, yeni bir özdeşleşme hareketiydi. Bu ise taleplerini ve söylemlerini sahiplenerek ikame edilemezdi. Temel taleplerde zaten eylembirliği içinde olan Gezi'nin bileşenlerini yeni bir özdeşleşme politikasıyla bloklaştırma pratığını geliştirmek gerekirdi. Yani arkasında farklı bilinç tarzları ile (ulusalcılık, ekoloji, kimlik, sınıf,.) temsil edilen talepleri bir strateji ve geçiş programı mantığı ile birbiriyle eşdeğerli kılmak.. Bu ise, örgütlerin yapı ve ilişkilerinde içkin olan ve devrimci politika ve taktik üretmelerine ket vuran statükocu zihniyetin köklü bir şekilde değişimiyle birlikte, yani eşzamanlı olarak gerçekleşebilirdi, ama olmadı. Ek olarak, Kürt hareketinin, çatışmasızlık ve "çözüm" sürecinin Gezi isyanının zuhur etmesinde başat bir rol oynamasına karşın, Gezi ile ittifakı savunan Kürt emekçilerinin Apocu eğilimi karşısında, Barzanici eğilimin, Gezi'yi AKP ile yürütülen sürece karşı tehtid olarak görmesinin yarattığı kararsız tutum, özdeşleşme siyasetinin en azından gündeme gelmesini engelledi..


GEZİ TÜRKİYE’NİN 1905’İDİR

Gezi ruhu, herşeyden önce, yeni bir toplumsal dinamiğin karakterini gösteren, bu artık böyle devam edemez, gidişata dur diyen bir kararlılık, cesaret demek.

Toplumsal bir dinamikten sözedebilmek için ondan özgün bir pratik ve özdeşleme eğilimini ortaya koyması beklenir. Bu açıdan gezi direnişinin bir Halk blokunun nüvesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu nüvenin ruhu kendi cesametinden fazla bir şeydi. Kendi katılımcılarını aşan, güçlü bir geleceği bugüne izdüşürme vurgusuna sahip yeni bir toplumun rüşeym hali (“Önce herşey gaz bulutuydu, sonra hayat başladı”). Dünün ve bugünün muktedirlerinin saldığı korku ve baskı biçimlerine isyan eden, meydan okuyan anti-kapitalist bir başkaldırı.. Bu açıdan Gezi isyanının ortaya koyduğu bileşke tamda demokratik cumhuriyet talebinin üzerinde yükseltileceği zemindi. Hala da öyledir.

Gezi ruhu.. Kendi sözü olan ve o sözle tüm bilinç hallerini sarsan, sonuçta dili değiştiren, sanata ruh veren bir devinim. (“yaşasın bağzı şeyler”) Ruhu olan bir şeyden sözettiğimizde, özdevinimli bir hareketten sözediyoruzdur. Ve her özdevinimli hareket, tarih yapmaya adaydır..

Gezi elbetteki kendiliğindenci bir hareket. Son derece barışçıl bir ekolojik direniş olarak başladı.. Ellerinde gitarları ve kitapları ile oradaydılar. Parkı, ağaçları, kenti, yaşamı savunmak için..

Deniyor ki "Erdoğan’ın kaprisleri ve keyfiliği olmasaydı.. patlama olmayabilirdi." Doğrudur.. Rus Çarı II Nikola da işçilerin dilekçesini kabul edip onları dinleseydi 1905 devrimi olmayabilirdi. İşçiler, üstelik, Papaz Gapon’un önderliğinde Çar’a sorunlarını anlatan ve çözüm dileyen bir dilekçe sunmak istemişti. Saraya yaklaştıklarında mitralyözlerle tarandılar. Binlercesi öldü.. Fakat bu olay önce ülkede devrimci bir duruma yol açtı; işçiler Sovyetleri kurdu (Geziciler de Taksim komününü kurmuştu), Moskova’da ayaklandılar. Yenildiler ama sonra bu Sovyetler 1917’de yeniden ortaya çıktı, devrime öncülük etti; fiilen iktidar oldular..

Eğer hiç bir zamana ayarlı saatlere bağlı değilsek ve 68’in “gerçekçi ol, imkansızı iste” sloganı iç geçirerek yapılan nostaljik bir konuşma repliği değilse, “bu başlangıç”ın devamı için siyasi irade koymak gerekir. Tıpkı Rus devrimcileri gibi. İslam maskeli faşizmi geriletmek ve yenmek için başka yol yoktur. Belirtmek gerekir ki, Gezi’nin verdiği özdeşleştirici mesajı kavramayan bir siyasetin çökmesi kaçınılmazdır. Bu dalga başlamış bulunuyor.. Bir parti esas olarak bu nedenle bölündü..


KATI PARADİGMALARDAN İNSANIN ÖZGÜRLEŞMESİNE

Geziden önce, genel olarak, toplumda var olan çelişkiler, eski anlayışların, çatışan paradigmaların baskısı altındaydı. 1. katı-determinist modernizm ve 2. Modernizmin özgürlükçü içerimlerini topyekün reddeden siyasal islam. (‘medeniyetler ittifakı’nın ardında da bu reddiye vardı) İlki genel olarak iflas etmişti, 2.sı o iflası sömürerek, geçmişe dönük bir ütopyanın (asr-ı saadet’in) tahrifi üzerinden küresel kapitalizme eklemlenerek kendini kurdu.. Modernizmin özgürlükçü içerimlerini tümüyle yadsırken, onun (genel olarak kemalizm diye ifade edilen) pozitvist aklının baskıcı yönlerine –liberalleri yedekleyerek- direniş potansiyellerini ve eğilimini kullandı ..

Haziran direnişi işte bu iki paradigmanın sonunu getirdi.. Sonunu getirirken 3.cu bir paradigmanın, alternatifin ipuçlarını da ortaya koydu. Kökleri modernizmde ama onun ufkunu aşan bir paradigmanın.. İnsanın doğa ile uyum içinde özgürleşmesidir bu.

Ama bildiğimiz özgürleşme kavramı değil. 19 yüzyılda, burjuva ilerlemeciliğinin sanayi devrimi gibi gözkamaştırıcı “başarıları” karşısında sosyalizmin özgürleşme fikri, doğayı egemenlik altına alma fikrinden kendisini koparmamıştı, o günkü koşullarda koparamazdı da. Bu egemenlik tarzının yalnızca ekosistemleri değil, biyosferi de tehtid eder düzeyde ne denli yıkıcı olduğu 20. Yüzyılın ikinci yarısında bilince çıktı. 20. Yüzyılın sosyalizm deneyleri bir bütünün iki temel öğesinden birini, eşitliği kurmak için, diğerini, yani özgürlüğü feda ediyordu. Ama şimdi onca deneyden sonra, insanın özgürleşmesi, doğanın özgürleşmesiyle içiçedir, bütünleşiktir. Dolayısıyla, yalnızca sömürülen ve ezilen sınıf ve grupların kurtuluşu yetmez. Doğa üzerindeki kapitalist aklın egemenliği son bulmadıkça, insan da özgürleşemez.

Bu özgürleşme anti-kapitalisttir kaçınılmaz olarak. Çünkü siyasal islam dediğimiz şey, kapitalizmin, kendi merkezinden (Batı) görece uzak tutarak barbarlıkla melezleştirerek önümüze koyduğu adeta tarihin bütün gericiliklerinin posasıdır. Emperyalist dönemde sermaye sınıfının siyasal gericiliğinin en somut hali. İşte bu yüzdendir ki, kapitalizmin yöneticileri bugün tarihin görmediği en derin, en sinsi ırkçılığın da temsilcileridirler. Tarihsel, yani toplumsal evrim içinde geçici bir üretim tarzı olan kapitalist sistemi zora dayalı bir ebedileştirmeye paralel olarak, biyolojik ırkçılığın yerine sosyo-kültürel-simgesel farklılıkların doğallaştırılmasına dayalı bir ırkçılığı geçirmişlerdir. Bu tabi ki karşı bir ırkçılığı da doğurmaktadır. Özellikle Ortadoğu’da inanç ve kültür  farklılıklarına dayalı islamcı ırkçılığın temel bir nedeni de budur. Böylece kapitalizm, halkları ve aydınlarını, en geri noktalarda direnme hattına iterek ömrünü uzatmaya çalışıyor.. Bugün Türkiye halkları özgürlük mücadelesini en geri mevzilerden yürütmek zorunda kaldıkları yaşanan bir olgudur. Bir halk devrimi için ayağımızı basacağımız zemin olarak, cılız bir burjuva devriminin tarihsel kazanımları dahi yokedilmekte, toplum ortaçağ karanlığına doğru itilmektedir.

Gezi direnişi için iki belirleme yapmış oluyorum..

1. Direniş, halk blokunun nüvesi olarak ortaya çıktı ve gelişti..2. Kökleri modernizmde olan, ama onu aşan yeni bir paradigmanın ipuçlarını ortaya koydu.

Gezi’de kimler vardı.. Sosyalistler, kürt devrimcileri, ulusalcılar -sosyal-demokratlar, kemalistler, aleviler, anti-kapitalist müslümanlar, feministler, çevreciler, lbgt.ler, taraftarlar. Kitleler bu bilinç biçimleri ile tepkilerini ve taleplerini ortaya koydular. Aralarındaki çelişkilere rağmen tepkileri ve talepleri büyük ölçüde özdeşti. Kapitalizm-öncesi ve sonrası gericiliğin, baskının ve tahakkümün her biçimini pratiğinde temsil eden iktidara karşı özgürlük talepleriyle direndiler.

Burada bu kesimlerin bazılarını temsil etme iddiasındaki siyasi hareketlerin, aktörlerin, gerek direnişi sahiplenme anlayışları ya da onunla arasına mesafe koyma tutumları ve gerekse direnişi kendi öznel amaçları için araçsallaştırma gayretleri ölçüt olamaz.. Tarihsel materyalizm, kitlelerin nesnel eğilimlerini temel alır, onları yönlendirme iddiasında olanların öznel tutum ve niyetlerini değil. Bu çerçevede isyanın, devrimci bir stratejiye, bir ittifak sistemine temel teşkil edecek, onu esinleyen bir halk blokunun nüvesini oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


DEVRİMCİ BİR STRATEJİYİ İÇERMEYEN YENİDEN-KURULUŞ OLMAZ

Türkiye solu 30 yıldır bir politik stratejiden yoksun. Ağırlıkla 1960’lardaki MDD stratejisi ve onun farklı versiyonlarıyla 12 Eylül’e gelindi. Faşizmin on yıl süren fiziki tasfiyesi ardından, ayağa kalkarken Sovyetler birliğinin çöküşüyle ideolojik-teorik dünyası altüst oldu. 90’li yıllar ve 3. cu milenyumun ilk yıllarına kadar postmodernizmin saldırısıyla daha da geriledi. İktidar ufku iyice bulanıklaştı. Kürt hareketi ise henüz solla rezonansa girmemişti.. Kısa keseresem, sol, toplumsal formasyonun yeni tarihsel koşullarına denk düşen ve onu dönüştürmeyi hedefleyen bir halk bloku mevzilenmesi anlayışına sahip değildir. Bu, onun, aynı zamanda devrim perspektifine sahip olmadığı anlamına da gelir.. Reel sosyalizmin çöküşünün büyük ölçüde koşulladığı bir bağlam ve yeni toplumsal hareketlerle (ekoloji ve kadın hareketi, vb) eklemlenmeyi de içeren nasıl bir sosyalizm tasavvuru üzerine bitimsiz tartışmalar, stratejik bir doğrultu tayin etme sonucunu vermedi.

“Yeniden kuruluş”, hem felsefi temelde hem de siyasal düzeyde özdeşleştirme siyaseti ile olur. Yani bir taraftan teorik ve ideolojik bir bütünlük, kolektif bir önderlik inşa etmek ve eşzamanlı olarak, her bir yeni (ekoloji, kadın hareketi, etnik ve inanç/kültür, cinsiyet temelli kimlik hareketleri) ve eski bileşenin özgül taleplerini özdeş hale getirmekle. Kısacası, yeniden kuruluş, ideolojik-teorik ve siyasal düzeylerde yeni bir özdeşlik inşa etmektir. Teorik düşünce ve siyasal pratik böyle bir özdeşliği inşa edemiyorsa, eski özdeşliğin (marksizm ve sosyalizm kavrayış ve pratiğinin) çökmesiyle doğan kriz aşılamaz, yeniden çıktığı noktaya geri döner.

Öte yandan şunun farkına varmak gerekir: İşçi sınıfı dışındaki sınıf ve zümrelerle ittifak kurmak sadece güç ilişkileri içinde değerlendirilecek bir olay değildir. İttifakın politik formülasyonu, müttefikleri gözeten ajitasyon, popülerleştirme.. bunlar aynı zamanda işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin sınıf bilincini geliştiren eğitsel rol de oynarlar.

Bu itibarla, diyebiliriz ki, sınıf perspektifi, herşeyden önce sınıflar analizine dayanır. Tek bir sınıfın değil, işçi sınıfının tarihsel konumu ve nihai hedeflerini de gözeterek, onun müttefikleri olabilecek sınıf ve zümreleri de ayırdederek onların talepleriyle sınıfın taleplerini o tarihsel an’da özdeşleştirebilmektir. Somut durumda, sınıfın talepleriyle, kürt sorunu gibi, kimlik temelli talepleri de aynı şekilde özdeşleştirmek. Bir başka deyişle, düzene ve egemen sınıfa karşı sınıf mevzilenmesini ideolojik, politik ve kültürel düzeylerde inşa etmek..

İşte Gezi bu açıdan da bir zemin sundu.. Ancak geçen bir yıl içinde bunun farkındalığı içinde olunduğu söylenemez.. Daha önce ifade ettiğim gibi, Gezi direnişi bir halk blokunun nüvesini ortaya koydu. Düzene karşı politik mevzilenmenin hangi bileşenler üzerinden kurulacağını gösterdi. Politik strateji de böyle bir mevzilenme üzerine kurulur. Hangi güçlerle yol arkadaşlığı yapacaksınız, kiminle sonuna kadar gideceksiniz? Soru budur. Böyle bir mevzilenmeye dayalı politik bir strateji yoksa, siyaset kaçınılmaz olarak düzenin baskı ve şiddetine tepki verme düzeyinde yürür. Hak mücadelesi düzeyini, dolayısıyla düzenin sınırlarını aşamaz.

Bugün karşı karşıya olduğumuz sorun da budur..


DEMOKRATİK CUMHURİYET-DEMOKRATİK ÖZERKLİK

Esasen kendisi yoksul köylülüğe dayalı Kürt özgürlük hareketi, ulusal temelde bir özdeşlik siyaseti inşa ettti. Modern Kürt burjuvazisi ve kısmen Kürt islamcılarla bir ittifaklar kombinezonu oluşturdu. Bu ulusal yelpaze içinde Kürt emekçi sınıflarıyla diğerleri arasındaki çelişkiler, iktidarla ilşkilerde ve çeşitili alanlarda ortaya çıkıyor ve bunlar Kürt halkının özgürleşmesi hedefi içinde uzlaşır kılınıyor. Bu çerçevede A. Öcalan, kendi radikal demokrasi anlayışı içinde, demokratik islam kongresini önerdi ve bu kongrenin ilk toplantısına gönderdiği mesajda, İslamın evrenselliğine işaret ederek, Ortdadoğu’da demokratik ve özgürlükçü bir İslamın inşa edilmesini savundu.

Bu yalnış mıdır? Tam aksine ulusal bir hareketin inşası ve geniş bir tabana yayılması açısından olması gereken bir strateji..

Devrimci bir hareketin küçük-burjuvazinin kendisini laik, modernist, kemalist ve ulusalcı ideolojik değer ve sembollerle ifade eden kesimleriyle ortak mevzilenme içinde olması, buna uygun bir politik dil geliştirmesi, Kürt hareketinin Kürt burjuvazisi ve ideolojik düzeyde İslami kesimlerle ulusal bir mevzilenme yaratmasından daha az kabul edilebilir değildir. İslami hareketlerin demokratileştirilme çabası ne kadar yerindeyse, katı modernist/pozitivist akımların demokratikleştirilmesi de o denli gerekli ve doğrudur. Demokratik özerklik için onay verdiğimiz bir özdeşleştirme siyasetine, demokratik cumhuriyet açısından, o bileşimin benzeri için neden onay vermeyelim. Birincisi nasıl bir gereksinmeyse, ikincisi de öyledir. Üstelik bu, “demokratik modernite” kavramıyla en tutarlı olanıdır. Öte yandan, demokratik cumhuriyet mücadelesi, herhalde, kürt özgürlük hareketi, sosyalistler ve sosyalist hareketin çeperinde bulunan işçi sınıfının en billinçli unsurlarına dayanarak kazanılamaz.

Ortada ciddi bir sorun var.. Demokratik özerkliğin, yukarda belirttiğim gibi, somut bir stratejisi var, belirli bir sınıfsal mevzilenmeye dayanıyor.. Ama demokratik cumhuriyet ki bunu “geçiş” mantığı anlamında kullanıyorum, soyut bir formülasyondan başka bir şey değil. Stratejik içerikten yoksun. Bu çelişki, Kürt, Türk.., bütün sosyalistlerin temel sorunudur. Çünkü özerklik, bütün içinde bir dinamiktir, bütünün kendisi değildir. Ya da demokratik cumhuriyet, özerkliği kapsar, özerklik diğerini değil. Bütünle ilşkilenme biçiminin çerçevesini çizmek, bunu elde ediş yolunu tarif etmek, -ne kadar özgürlükçü olsa da- yeterli olamaz. Bütünü, yani demokratik cumhuriyeti inşa etmenin yolunu tariflemezseniz, onun stratejisine sahip değilseniz, özerkliğin politikasına tabi olursunuz ki, bu her iki öznenin birlikte yozlaşarak çöküşü demektir. Çünkü demokratik özerklik de ancak asgari bir burjuva demokratik düzende varolabilir.

Bütünü aktüel olarak ya da fiilen inşa edeceğimiz zemin Gezi isyanının ortaya koyduğu potansiyel-bütündür, yani nüve olarak halk bloku.. Özgürlükçü ve eşitlikçi bir cumhuriyet, bu potansiyelin fiilileşmesini sağlamakla –onun içindeki mevzilenmeyi stratejik birlik haline getirerek- elde edilebilir. Tabii ki, özgül bir dinamik olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesi de bu blokun temel bir bileşenidir.

Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya koyduğu imkanı fiilileştirmenin yol ve yöntemlerini geliştirmiyorsanız, öncü değilsiniz demektir. Bu durumda sadece umudu tüketirsiniz. Dolayısıyla, devrimcilik ve reformculuk arasındaki ayrışmanın mihenk taşı da bu zemindir.

 

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  2. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  3. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  4. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  5. 15 Aralık 2016
  6. Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis
    Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı…
  7. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  8. 14 Haziran 2016
  9. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  10. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  11. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  12. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  13. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  14. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  15. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  16. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  17. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  18. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  19. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  20. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  21. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  22. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  23. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  24. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  25. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  26. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  27. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  28. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  29. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  30. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  31. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  32. 25 Haziran 2013
  33. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  34. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  35. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  36. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  37. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  38. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  39. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  40. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  41. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  42. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  43. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  44. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  45. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  46. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  47. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  48. Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı
    Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası"…
  49. Dersim, CHP ve Faşizm
    Dersim, CHP ve Faşizm
    29 Aralık 2011
    Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu.. Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören…
  50. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  51. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  52. “Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?
    Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.   Başbakan Erdoğan'nın Kuzey…
  53. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  54. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…
  55. Türkiye Dönüm Noktasında
    Türkiye, özellikle 12 Eylül’de yapılan Anayasa referandumundan sonra kesin bir dönüm noktasına (critical point) geldi. Yargının iktidarın denetimine geçişi tamamlandı. Emniyet teskilatı zaten cemaat örgütlenmesinin kontrolündeydi. TSK içinde de faaliyette…

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…