'Türkiye ekonomisi düşen uçak gibi' | Haber | Siyaset Haberleri

'Türkiye ekonomisi düşen uçak gibi'

14 Mayıs 2018
'Türkiye ekonomisi düşen uçak gibi'

‘Dışarıdan para gelmezse AKP’nin sistemi durur’-‘Türkiye böyle yönetilirse dolar 5 lira olur’- 'Son 20 yıldır dünyada emperyalizmin daniskası yaşanıyor ama Türkiye tam tersine jeopolitik imkanlarını satarak geçinen bir ülke.'

Türkiye’deki ekonomik göstergeler alarm veriyor. Dolar bir türlü kontrol altına alınamazken, inşaat şirketleri ve bankaların durumu da iç açıcı değil. Ülkenin en büyük grupları borçlarını ödeyemiyor, kredi yapılandırması talebinde bulunuyor. Vatandaş arka arkaya gelen zamlarla sarsılmaya devam ediyor.

Diken'den Mine Bayülgen, Türkiye ekonomisinin sorunlarını ve bizi nelerin beklediğini ekonomist Dr. Cüneyt Akman ile konuştu.

Türkiye ekonomisi uçuyor. Enflasyon, işsizlik, dış borçlar, dolar, cari açık hepsi uçuyor. Türkiye bu gidişle sizce nereye konacak?

Düşen uçak nereye konacağını seçemez. Motorlardan biri yanıyor ve dümen tutmuyor; Türkiye ekonomisinin hali böyle işte.

‘Türkiye’nin ekonomi politikası stop etti’

Uzmanlar, durumun bugünkünden daha da kötü olacağını söylüyor. Bugünkünden daha kötü ne olabilir, neler yaşanabilir sizce?

Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının tek cümle ile izahı; müzik grubu Bandista’nın parçası, ‘Beton Millet Sakarya’. Tüm sağ iktidarların uyguladığı, AKP’nin de en üst noktaya çıkardığı bu model artık stop etti.

‘Dışarıdan para gelmezse AKP’nin sistemi durur’

Bu model durduysa şimdi ne olacak? 

Sistemin sıfırlanmasının zamanı geldi. Her sistem sıfırlandığında genellikle ciddi siyasi dönüşümler olur. AKP, bir şekilde büyümeyi yükseltmek zorunda ki, dışarıdan para gelsin. Para gelmezse, AKP’nin tüm politik sistemi durur. Çünkü AKP, bir yandan yandaşları bir yandan da oy tabanını beslemek zorunda.

Her ikisini de aynı anda besleyebiliyor mu peki?

Hayır, AKP’nin kendi blokları çatırdıyor çünkü dışarıdan gelen para eskisi kadar bol değil. Yandaşlara dağıtmanız gereken bir rant var. O rantı dağıtmadığınızda bunlar önce kendi aralarında sonra ‘reis’le kavga ediyor. Öte yandan para akıtılması gereken mesleksiz, üretim dışı yığınlar var.

İktidar, Türkiye’nin büyüme rakamlarıyla çok övünüyor. Ekonomistlerin bir çoğuysa bu büyümenin suni olduğunu vurguluyor. Türkiye gerçekte ne kadar büyüdü?

TEPAV’ın çalışmasına göre yüzde 2,8 büyüdü. Kişi başı üzerinden bakarsanız yüzde 2’nin de altında. Dışarıdan parayı sağlamak için yüksek faiz, dolayısıyla yüksek büyüme gerekiyor.Yani artık büyüme de tamamen durdu.

‘Yumurta kapıya dayandığında IMF’nin kapısı çalınır’

Türkiye, dünyada kendi kategorisinde Arjantin’den sonra ekonomisi en kırılgan ülke konumunda. Arjantin, IMF’den 30 milyar dolar borç istedi. Bu şartlarda Türkiye de, IMF’nin kapısını çalar mı? 

Türkiye yumurta kapıya dayanmadan IMF’ye gitmez. Ortada bir Ponzi şeması yani sahte bir ekonomi var. Bunda da en dikkat edilmesi gereken şey, güçlü görünmektir. IMF’ye şu anda gitmek, aldatıcı ekonomilerin mantığına uymuyor. Bunu yaparsanız, ‘gücünüz’ sorgulanır.

‘Bankacılık sistemi alarm veriyor’

Bülent Ecevit’in bıraktığı Türkiye’de Türk Lirası, daha değerliydi. 1 dolar, 1,30 kuruştu. Şimdiyse 1 dolar, 4,30 TL’ye yükseldi. Cumhuriyet tarihinde TL, hiç bu kadar değersiz olmamıştı. Bu, 2001 benzeri yeni bir krizin mi habercisi?

2001’de Türkiye’de bankacılık sistemi çökmüştü. Bugünse henüz bir bankacılık krizi yaşandığını söyleyemeyiz. Ancak inşaat firmalarının boğazına banka borcuna batması; Ülker’in 6 milyar dolarlık borcu, Telekom’un 5 milyar dolarlık kredi taksidini ödeyememesi; beri yandan Doğuş’un “Borçlarımızı ödeyemiyoruz”demesi… Yalnızca bu saydığım borçlar, 15-16 milyar dolara tekabül ediyor. Bu borçlar, bankacılık sistemi için alarm veriyor.

‘Türkiye böyle yönetilirse dolar 5 lira olur’

Hükümet yılsonu ortalaması olarak doların fiyatını 3,74 TL olarak açıklamıştı. Şimdiden 4,30 oldu. Sizce yıl sonunda doların TL karşısındaki değeri ne olur? 

Türkiye böyle yönetilmeye devam ederse, 5’i de bulur. Bırakın 5’i, bugünkü kur olan 4,30’a bile altı ay dayanamaz aslında. Doların durması için piyasaya devamlı para enjekte ediliyor ancak bu paralar karşılıksız.

Şirketler, dolar üzerinden borçlanmış durumda. Bu borçlar nasıl ödenecek? Bankalar, kredi borçlarını tahsil edebilecek mi?

Bankacılık sistemimiz çok sağlam olmadığından, şirketler battığında bankaların da ayakta durması çok zor. Örneğin, bu hafta ABD’nin Halkbank hakkında vereceği karar korku içinde bekleniyor. Bakın, Türkiye, yakın zamanda da büyük bir fırsat kaçırdı…

Hangi fırsattan bahsediyorsunuz? 

Yakın zamanda Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır muazzam bir anlaşma yaptı. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, Yunanistan üzerinden AB’ye gidecek. Türkiye eğer bu anlaşmada olsaydı dolar şu anda 3 TL civarındaydı. Bu anlaşmada olmamak, Türkiye için çok büyük bir kayıp.

Az önce şirketlerin bankalara olan kredi borçlarının ödenmemesinin bir alarm durumu olabileceğini söylediniz. AKP öncesi dönemde devlet, batık bankaların borçlarını ödemek 100 milyar dolar harcamış, kötü yönetimin faturası halka çıkmıştı. Yine halktan büyük fedakarlıkların beklendiği bir sürece girebilir miyiz?

Türkiye’de ekonomik krizlerin çoğu, yanlış politikalardan çıkmıştır. Öyle ki, bugün de AKP’li yetkililer, “Biz piyasa dışı işlere baş vurmayacağız” açıklaması yapmak zorunda kalıyorlar. Bunu söylemelerinin nedeni de, piyasadaki “Bunlar seçimden sonra mevduatlara el koyacaklar” algısı.

Mevduat hesaplarına el konabilir mi?

Piyasa düşünüyor, taşınıyor ve “Bunların elinde başka araç kalmadı. Mevduatlara el koymayacaklarsa ne yapacaklar ki” diyor.

Türkiye yatsın kalksın dış güçlere dua etsin

Cari açık, bir ülkede halkın ürettiğinden fazlasını harcamasıdır. Cari açığın fazla olmasıysa, o ülkenin sürekli dış borç alması yani başkasının parasıyla sahte bir zenginlik yaşaması demektir. Bu sağlıksız ekonomi sonsuza kadar sürmüyor tabii. Bizi üretimden alıkoyup, böyle bir tüketime, yüksek cari açığa zorlayanlar dış güçler mi?

Türkiye, yatsın kalksın o dış güçlere dua etsin. Bu ülke üretmediği, kazanmadığı parayı harcayıp duruyorsa bu dış güçler sayesinde oluyor. Son 20 yıldır dünyada emperyalizmin daniskası yaşanıyor ama Türkiye tam tersine jeopolitik imkanlarını satarak geçinen bir ülke.

İngiliz bir araştırma şirketi, beş-altı sene önce Türkiye’deki zenginlerin vergi cennetlerindeki parasının 157 milyar dolar olduğunu söylemişti. Sermaye kaçışının son dönemde hızlanmasıyla bu rakam daha da artmış olmalı. Yerli sermaye Türkiye’ye döner mi?

Adamın dışarda parası var, peki dışarıda borcu olmadığını nereden biliyorsunuz? Ayrıca kriz zamanlarında borçmuş gibi getiriyorlar, sonra tekrar ülkeden çıkarıyorlar. Kaldı ki Türkiye’yi yurt dışındaki parayla kurtarmak imkansız.

‘Erdoğan kazanırsa fakirden anormal vergi alması gerekiyor’

Ekonomi, arka arkaya seçim yaşamaya hazır ve dayanıklı mı?

Hayır. Diyelim ki, her şey Sayın Erdoğan’ın istediği gibi gitti… O zaman vergileri anormal bir şekilde artırması ve fakirden daha çok alması lazım. Zira zenginden almaya kalkınca, sermayelerini kaçırıyorlar. Fakirse kaçamıyor.Merkez Bankası’nın ilan ettiği faiz oranı yüzde 8, enflasyon ise 11. Enflasyon ile faiz arasındaki bu farkla TL’nin değerini korumak mümkün değil. İktidar, ekonominin basit kuralını uygulamakta niye bu kadar diretiyor?

Burada ideolojik bir antikalık var. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, “Ben de iktisatçıyım.” O zaman şunu sormak lazım, iktisada giriş sınavını nasıl verdiniz? Enflasyonun sebebi faizdir diyorsanız, 16 sene okusanız da geçemezsiniz. Faizin artırılmasından korkuyorlar.

Neden?

İnşaat firmalarının borçları ciddi boyutlarda. Bunların bazıları bir bir yok oldu, pek çoğu da oksijen çadırında tutuluyor. Ortaya çıkarsa herkes birbirinden parasını istemeye başlar. Yani inşaat sektörü batar diye faizin artırılmasından korkuyorlar. Bu sektör batarsa, o muazzam kredileri veren bankalara dönerler. Bakın, her hedeflendiğiniz milli gelirin üçte biri inşaatsa… Ve inşaat da durursa ülke batar.

Cumhurbaşkanı vatandaşa ‘altına yatırım yapmasını’ tavsiye ediyor. Oysa altın ölü bir yatırım ve Türkiye ekonomisine getirisi yok. Neden vatandaşa “Paranızı Türkiye’deki varlıklara, bankalara, faize yatırın; hisse senedi alın” gibi önerilerde bulunulmuyor? 

Türkiye’nin altına dayalı bir para sistemini konuşmasına gerek yok çünkü elinde böyle bir imkan yok. Dönem dönem her hükümetin aklına “Şu yastık altındaki altınları alsak” gibi müflis tüccarların (batmış tüccarların) ‘parlak fikirleri’gelir. Allahtan Türkiye’deki ev kadınları yöneticilerden daha akıllı, asla bileziklerini vermezler. İktidar, “Altın alın” demiyor zaten. “Altınları alın bize verin” diyor.

Vatandaş ne yapmalı, parasını nereye yatırmalı?

Genel olarak harcamayı kısmakta büyük fayda var. Yavaş yavaş borçlarını azaltmalılar. Krizler bazen de ufak çapta fırsatlardır. Her türlü varlık değeri çok düşer. Kenarda parası olanlar 2001’de gayrimenkul almıştı. Borsa rakamları bence şu anda epeyce düşük, dolar cinsinden 2009 krizine neredeyse çok yaklaştı.

Peki, vatandaş ne yapmamalı?

Millet gırtlağına kadar borçlu. Geçenlerde İYİ Parti, iktidara gelmesi durumunda borçları satın alacağını vaat etti. Son derece mantıklı bir öneri. Ama bankacılık açısından sorun şu, insanlar yeniden borçlanamayacak kadar kötü vaziyette. Ve bu faizlerle de artık borçlanamıyorlar. Zaten Türk Lirası ya da döviz üzerinden borçlanmasınlar.

‘Altında Körfez’le ilgili acayip işler dönüyor’

Altın üretmeyen Türkiye, geçen yıl yurt dışından 17 milyar dolarlık altın satın aldı. Bu yılın ilk üç ayında da altın ithalatı 5,5 milyar doları buldu. Altın üretmeyen Türkiye niye dünyadaki altın üreticilerine kazandırıyor? 

Türkiye’nin bazen ihracatı, bazen de ithalatı yükselir. Altın konusunda son derece acayip işler döndüğü kesin. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez  ilişkili oldukça enteresan işler var. Ne olduğu da çok belli değil. Olan bazı şeyleri de açıklamak mümkün değil.

Türkiye’de sürekli ‘vergi barışı’ yapılıyor. Bu yolla vergi cennetlerindeki paranın bir kısmının geri getirilmesi isteniyor. Ama bu para bir türlü geri gelmiyor. Niye?

İstikrarsız olan ülkelerde paralar dışarıya çıkarılır. Yurt dışında parası olanların üç kuruş vergi barışları umrunda değil zaten.

Bu ülkede nasılsa af çıkacak diye vergi de ödenmiyor. Vergisini düzenli ödeyen vatandaşlar cezalandırılıyor. Zengin, fakir herkesin eşit ödediği benzin, elektrik ve gıdaya bindirilen vergilerle ‘çılgın projeler’ finanse ediliyor. Böyle bir ekonomi sürdürülebilir mi?

Bu ülkede vergi sistemi aşırı adaletsiz. Gelirimizin yarısını devlete veriyoruz. Ülke istikrarsız olunca ikide bir krizimsi bir şey yaşıyorsunuz ve herkes zarar ediyor. Sonra birden bire hükümet para basıyor ve anormal bir kara dönüşüyor. Ancak bu kar da gerçek değil. Üstelik bu gerçek olmayan karın vergisini de ödüyoruz.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…