A. Badiou: Kapitalizmin sözde gücü yalnızca rakiplerinin zayıflığının bir yansıması

8 Ocak 2018
A. Badiou: Kapitalizmin sözde gücü yalnızca rakiplerinin zayıflığının bir yansıması

Komünizm fikir(ler)inizi gerçeğe dönüştürmek için oldukça fazla çaba sarf ettiniz. Devrimci mücadeleye sizi çeken neydi ve ne sebep oldu?

Babam Nazilere karşı Direniş’e katılmış bir sosyalistti. Annem ise daha çok anarşizme eğilimliydi. İlk felsefe öğretmenim olan Jean Paul Sartre Fransız Komünist Partisi’nin destekçisiydi. Ben daha gençken Cezayir’de korkunç bir sömürgecilik savaşı vardı ve ben buna karşı çıktım. 30 yaşımdayken genç insanların ve işçilerin devasa hareketi olan Mayıs 68 yaşandı. Kısacası, tüm eğitimim beni devrimci ve komünist biçimdeki siyasete yönlendirdi.

‘Aptalların oyunu’ olarak gördüğünüz seçim olayını sert bir şekilde eleştirdiniz. Bu argümanı biraz açabilir misiniz? Buna alternatif ne olabilir?

Seçimler ancak çoğunluk ve muhalefet arasında toplumun örgütlenmesine ilişkin temel bir anlaşma varsa işe yarar. Şu ana kadar hiç kimse toplumda seçimlerden doğan bütünüyle bir değişim görmemiştir! Bu tamamen anlaşılır: Nasıl olur da muhafazakar toplum fikrini destekleyen bir parti sadece oy vermenin sonucu olarak bunun tam tersini kabul edebilir? Tersine, toplumu devrim yoluyla değiştirdiğinizde nasıl olur da eski hale geri dönüşü kabul edip, sakin bir şekilde iktidarı irticacılara iade edebilirsiniz? Bizim ‘Batı’ ülkelerinde kural oldukça basittir: İktidara gelindiğinde bazı küçük detayları değiştirebilirsin, ancak toplumun kapitalist düzenini değiştirmek söz konusu değildir. Oldukça sabit bir şekilde kapitalizm boyunduruğunda olmayan herhangi bir ‘demokratik’ ülke tanıyor musunuz? Seçimler hakim düzeni muhafaza etmek için kullanılan ambalajdan başka bir şey değildir.

Alman iktisat sosyologu Wolfgang Streeck, bugünün siyasal hayal gücünün kapitalist dinamikten ötürü kaybolduğunu ve kapitalizmin, onun yerini alabilecek herhangi bir alternatif senaryo olmadan parçalanacağını ifade etti. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Bu tamamen yanlış. Kapitalizmin kalbi, yani varoluşu için mutlak şartı üretim ve değişim üzerinden olan özel mülkiyettir. Büyük çokuluslu şirketlerin sermayesini kontrol altına alan çok küçük oligarşinin varlığıdır; kullanım değeri değil de yanlış değeri piyasa tarafından sabitlenen mübadele değeri haline getiren paranın orantısız gücüdür. Hepsine birden saldırmanız durumunda, üretimin yöntemini değiştirmeniz halinde gerçekten de başka bir dünyaya adım atarsınız. Kapitalizmin sözde gücü, bugünkü sahte ‘dinamizmi’ – aslında kapitalizm uzun süreli kriz ve stagnasyon dönemlerinden geçiyor- yalnızca rakiplerinin zayıflığının bir yansıması.

Komünist Hipotez isimli kitapta geçtiğimiz yüzyıl belli büyük solcu anların var olmuş olduğunu, ancak 20’nci yüzyıl komünizminin sona erdiğini ve yeniden başlamamız gerektiğini öne sürüyorsunuz. Bu bağlamda, 20’nci yüzyıl komünizminin başarısızlıklarından neler öğrenilebileceğini ve bugünkü komünizmin temelinin ne olması gerektiğini sormak istiyorum.

20’nci yüzyıl komünizminin zayıflığı öncelikli olarak siyasaldı. Merkezileştirilmiş ve askerileştirilmiş komünist partiler iktidarı ele geçirmek için iyi enstrümanlardı. Ancak komünist toplumu örgütlemek için iyi birer enstrüman değillerdi. Devlet iktidarına fazlasıyla bağlıydılar ve gerçek enternasyonalizmi geliştirmediler. Şimdiyse komünist iktidarı üç şey çevresinde örgütlememiz gerekiyor: Kitle hareketleri, hareketlerin iradesini ve sloganlarını durmaksızın pekiştiren örgütler, hareketler ile örgütlerin sürekli denetimi altında olması gereken uzun süreli devletlerden geriye neyin kalacağı. 20’nci yüzyılın büyük başarısızlığı partinin devlet ile birleşmesi, parti devletlerinin yaratılması, kademeli olarak kitlelerden koparılmasıydı. Siyasal diyalektik üç şeyi içermeli: Hareket, örgütler ve devletler. İki (kitle ve devlet) veya tek (parti devleti) şeyi değil.

Kapitalizmi insanlığın hastalığı olarak adlandırdınız. Ancak kapitalizmi işleyen tek sistem olarak gören birçok insan için kapitalizm bir gerçeklik. Tüketim kültürü ile meşgul olan kişiler için komünizmi nasıl çekici hale getirebiliriz?

Tek sosyal ve baskın rejim sol olduğunda, komünist rakibi karşısında devasa bir zafere ulaştığında, bunun geniş çapta bir desteğe yol açacağı bariz. Fransa’da 17’nci yüzyılda, Fransızların ezici bir çoğunluğu mutlak monarşinin olası tek siyasal biçim olduğunu düşünüyordu. Bir asır sonra ise bu inanç cumhuriyetçi devrimleri ve kapitalist burjuvazinin iktidara yerleştirilmesini engellemedi. Bu, bugün için de geçerli. “Tüketim kültürü” adını verdiğiniz şey sadece burjuvazinin ‘demokratik’ diktatörlüğü altındaki baskın ideoloji. Pratikte burjuvazi kârını olabildiğince hızlı olan mal dolaşımından sağlıyor. Ancak bir ya da daha fazla asır sonrasında, bu ideolojinin bugünün zihinleri üzerindeki tesiri, bu yolsuz mal ‘düzeni’nin yeniden keşfedilmiş komünizm ile değiştirilmesine engel olmayacak.

Gerçek sosyalizmin düşüşüyle beraber komünizm hakkındaki tartışamalar ötekileştirildi. Komünizm odaklı partiler zayıf ve komünizm sadece kısıtlı entelektüel çevrelerce tartışılıyor. Komünizm hakkındaki tartışmalar ötekileştirilmişlerden kamunun dikkatinin merkezine nasıl getirilebilir?

Örneğin 1840 yılında Marx, Engels ve birkaç diğer insan faaliyete ve eserlerini yazmaya başladığında bu sorunuz kulağa nasıl gelirdi acaba? Sadece bir avuç dolu insanlardı; onların lehine hiçbir kamuoyu yoktu. Parti daha var olmadan 1848 yılında “Komünist Parti Manifestosu”nu yazdılar! O günden sonra bir tür klasik haline geldi. Biz de onlar gibi yeniden başlamalıyız; günümüzde sadece bir değil, iki olasılık olduğunu -kapitalist ve komünist- göstermek için her şeyden önce ilk olarak yoğun ideolojik faaliyet ile harekete geçmeliyiz. Ayrıca uluslararası seviyede tüm benzer halk hareketlerine katılmalı, komünist ilkelerin bakış açısından analiz etmeliyiz. Şu an için uygulamada sahip olduğumuz dört ilke şöyle:

  • Üretim ve değişim anlamında kolektivizasyon, onlara sahip olan oligarşinin elinden alınması.
  • Fiziksel emek ve entellektüel emek, şehir ve köy kenti, yönetimsel görevler ve idari görevler arasında olduğu gibi hayatlarımızı pratikte etkileyen ‘büyük farklılıkların’ azaltılması ve bastırılması, çok biçimli işçinin yaratılması.
  • İster ırksal, ulusal, dini veya ister başka bir şey olsun, kamusal hayatı zehirleyen yanlış kimlikliklerin kademeli olarak kaybolması.
  • Devletin kademeli olarak toplumun sloganları, görevleri ve hedefleri belirleyen devamlı toplantılar biçimindeki doğrudan özyönetimi lehine kademeli olarak yitmesi.

Yugoslavya’da 20 yıl önce kanlı bir parçalanma gerçekleşti. Yugoslavya’nın dağılmasını nasıl açıklıyorsunuz ve Yugoslavya sonrası toprakları bugünün perspektifinden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletlerin yok olmasından, Marx’ın sloganından yanayım: “İşçilerin vatanı yoktur.” Sıkı bir şekilde enternasyonalistim. Bu bakış açısından bakıldığında, genel olarak var olan devletlerin parçalara ayrılmasına ve şovenim ile gelenek tarafından desteklenen yapay ‘bağımsızlığa’ karşıyım. Ulusalcı zulmü, enternasyonalist faaliyet aracılığıyla tepeden lağvetmemiz gerekiyor, bölgesel uluslarca aşağıdan doğru değil. Eski Yugoslavya’nın kaybolmasından dolayı son derece üzüntülüyüm; yerini 10 civarındaki devletin almasının hiçbir şekilde gelişim teşkil etmediğine inanıyorum. Sömürge imparatorluklarının kesinlikle çökmesi gerekiyordu. Cezayir ulusal bağımsızlık savaşında Cezayirlileri destekledim. ABD ordusuna karşı ise Vietnamlılara destek verdim. Ancak bu çağ sona erdi. Bugün, önce komünist enternasyonalizm geliyor!


Kaynak: Critacatac, Çeviri: Tolga Er / Karınca

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…