Paketlerin efendisi Erdoğan'ın, aydınların ve 'bizim 68'liler'in demokrasiyle imtihanı

Selçuk Ş. POLAT

19 Ekim 2013
Paketlerin efendisi Erdoğan'ın, aydınların ve 'bizim 68'liler'in demokrasiyle imtihanı

12 Eylül sonrası Aydınlar Dilekçesini hazırlayanlar Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Erdoğan'ın da kapısını çalarak imza istemişler fakat boyunları eğik ve hayal kırıklığı içinde dönmüşlerdi.. 

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı son Demokratikleşme Paketini salt teorik argümanlarla ele alıp incelemek ve karşı çıkmak sanırım akıntıya kürek çekmek veya sağırlar diyaloğu gibi bir çabanın içine girmek olur. Tartışma sonunda herkesin gerçeğin bir kısmını söylediğini görerek tereddüte bile düşebilirsiniz. Tablonun tamamını görebilmek için isterseniz rahat bir nefes alarak basit bir gözlem yapalım derim.

Önce Erdoğan..

Erdoğan hiçbir zaman demokrat olmadı. Sadece pragmatist yanının oldukça geliştiğini eklemeliyim. Örneğin, 1977 de, Taliban'ın Başbakan'ı Gurbettin Hikmetyar ile olan samimi ilişkisini Milli Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarında ölümsüzleştirmek istemesi (Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın, 2013-2014 eğitim-öğretim yılı açılışında öğrencilere dağıttığı kitapta, Hikmetyar'dan "liderimiz" olarak söz edilmesini hatırlayın.) neyle açıklanır? Sanırım, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve OECD Mali Eylem Çalışma Grubunun 2 yıldan fazladır yaptığı Taliban ve El Kaide'nin elemanlarının finans kaynaklarına el konulması baskısı karşısında daha fazla direnemeyeceğini anlayan Erdoğan, onların aleyhinde karar almak zorunda kaldığını ama gönlünün onlardan yana olduğunu göstermek istemiştir. Erdoğan ve ekibinin ayak sürten davranışları ve direnişlerini kırmak için OECD Mali Çalışma Grubu, Türkiye'yi ‘Gri Liste'ye alarak ülkemizi Kenya, Etopya gibi terörizmin finansmanı ve kara para aklama cenneti ülkeler statüsüne düşürdü. İçinde Hikmetyar'ın da olduğu Taliban ve El Kaide örgütünün toplam 349 gerçek ve 67 Tüzel kişisinin mal varlıklarına el konulması kararının resmileşmesinin arkasında yatan gerçek işte bunlardı. Bakanlar Kurulu'nun bu konudaki 6 kararı da yürürlükten kalkmış oldu.

Biliyorsunuz, 12 Eylül sonrası Aydınlar Dilekçesini hazırlayanlar Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Erdoğan'ın da kapısını çalarak imza istemişler fakat boyunları eğik ve hayal kırıklığı içinde dönmüşlerdi. Demek ki Erdoğan demokrasiden yana bir aydın imajını hiç vermeyecekti.

Erdoğan "... bir demokrasi şehidi olarak gönüllerimizde silinmez yer edinen merhum Adnan Menderes'e, değişim sevdalısı merhum Turgut Özal" a göndermeler yapmasına rağmen S. Demirel'i bu kervana katmayarak sadece anti demokrat sicilini kabarıklaştırmıştır. Hâlbuki bu konuşmada Atatürk ve Erbakan'ı bile unutmamıştı. Yani Erdoğan, Atatürkçü, Mendereşçi, Özalcı ve Erbakancıların oyuna taliptir fakat Demirelcilerden oy istememektedir. Çünkü Demirelciler son seçimlerde CHP listesinden seçime girmişlerdi. Görüldüğü gibi zincir, Demirel halkası çıkartılarak kopartılmıştır. Eğer maksat bu sağcı liderlerin Demokrasi mücadelesine atıfsa Demirel'in konu edilmemesi maksadın başka olduğunun açık bir beyanıdır. Ancaki Erdoğan'ın konuşmasında adı geçenlerin demokrasi adına ciddi bir girişimleri ve icraatlarının olmadığını belirtmek zorundayım.

Örneğin Menderes'in iktidarında demokrasi tümden rafa kalkmıştı. Hatırlayın kurulan Vatan Cephesi'ni. Nerdeyse ülke ikiye bölünmüştü. Devlet Radyosundan da Vatan Cephesine katılanlar tek tek ilan edilerek hem kışkırtılıyor hem de taltif ediliyorlardı. Operasyonu ise Ergenekon adı verilen Kont-Gerilla'nın Menderes taraftarları yönetiyordu: yalan haberler, baskılar, şiddet vb. çalışma tarzıyla karşı taraf (CHP ve Atatürkçüler) geriletilmeye çalışılıyordu. Özellikle Meclis'te kurulan Tahkikat Komisyonu kararlarıyla yargı sistemi devre dışı bırakılarak her türlü soruşturma ve ceza verme Menderes ve ekibinin eline geçmişti. Fakat tarihin cilvesine bakın ki bu örgütün (Seferberlik Tetkik Kurulu-Kontr-Gerilla Örgütü.) elamanlarının başını çektiği bir darbeyle yıkıldı. Bu nedenlerle söyleyebilirim ki Menderes'i mağdur ve Demokrasi havarisi ilan etmenin yolu da böylece açılmış oldu. Hâlbuki Menderes'in demokrasi öncüsü olduğunu söylemek Kontr-Gerilla adı verilen devletin gizli ve korkunç örgütüne Demokrasi Nişanı takmak gibi bir şeydir. Atatürkçü aslanların önüne atıldığı ve haksız yere öldürüldüğü doğrudur. Fakat iktidar iken yaptıkları demokrasinin gerekleriyle sonuçlandırılmalıydı.

Ayrı nedenler ve hesaplarla da olsa Özal, Türk-İslam Sentezi'nin taşlarını yerinden oynattığı için Kontr-Gerilla ekiplerince öldürülmüştür. Bu nedenle görüyoruz ki 12 Eylül Faşist Darbesi'nin muteber adamı Özal, kendi aralarındaki güvensizliğin bir sonucu olarak aradan fırlayıp iktidar olmuştur. Dikkat edilirse 12 Eylül yasalarının hiç birine dokunmamış sadece sorunlara ekonomik çıkarlar açısından bakarak çözümler üretmeye çalışmıştır. Ama kendi sonunu da hazırlayan ölümcül girişimi Kürt sorununda olmuş ve şöyle hesap yapmıştır: Eğer Kürt sorununu çözersem savaşa akan parayla Orta Doğu'da ve Türki devletlerarasında lider olur ülkeyi 10 misli zenginleştiririm. Daha önceden kurşunlarla uyarılmasına rağmen bundan bir ders çıkarma yoluna girmemiş ve ne yazık ki zehirlenerek öldürülmüştür.

Görüldüğü gibi torba ve paketlerin efendisi Erdoğan'ın efendileriyle imtihanı başarısızdır. Zaten, Demirel'i efendisi olarak ilan etmeyerek ilk kırık notunu almıştır.

Bana göre Menderes, Demirel ve Özal bir ağacın güller açan dallarıdır. Her biri, Türk-İslam Sentezi'nin yılmaz savaşçılarıdır. Dolayısıyla devletin tüm illegal ve gizli yapılanmasının içindedirler. Sadece Özal, bu örgütle ekonomist olduğu savıyla fazla ilgilenip içinde yer almamıştır. Ama her ucu de ekonomik olarak teknolojiye geriden de olsa ayak uydurarak ülkenin kapitalistleşmesinde önemli rol oynamışlardır.

Menderes, büyük bir toprak ağasına yakışır bir şekilde tarımda MAKİNELEŞMEYİ geri teknolojiyle de olsa başlatarak köylülerin kalbinde taht kurmayı başarmıştır. Hâlbuki o dönem ABD vatandaşları araba telefonu, renkli televizyon vb. teknolojiyi çoktan kullanmaya başlamışlardı.

Bugünkü HES'lerin duayeni Demirel, ‘Barajlar Kralı' unvanıyla ABD ve Avrupa'da ki geri teknolojiyi ülkemize sokup ELEKTRİFİKASYONU dört bir yana yaymıştır. Bu açıdan buzdolabı, elektrik süpüresi vb. eşyaların köylere kadar girmesini sağlayarak hem sermayenin hem de köylünün gönlünde o da taht kurmasını bilmiştir.

Özal, 12 Eylül Darbesi öncesi Milliyetçi Cephe Hükümetinin 24 Ocak Kararlarının baş mimarı, 12 Eylül Cunta'sının da Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı'ydı. Başbakan olduktan sonra ise hizmet yarışına girmiş ve hizmet karşılığında gerekli yüzdeyi almanın hak olduğunu kafalara kazımıştır. En büyük girişimi ise telefon, televizyon vb. iletişim alanında yaptığı yatırımlardır. Onu TELEMİNİKASYON yatırımları ve ekonomik yasakların kaldırılmasında öncü sayabiliriz. Böylece o da kitleler içinde buruk da olsa taht kurmasını bilmiştir.
Görüldüğü gibi bu üç sağcı lideri birbirinden ayırmak imkansızdır. Erdoğan, Demirel'i bu halkadan çıkartarak ne kadar garezkâr ve anti-demokrat olduğunu ve de demokratik olmayı bir türlü başaramayacağının işaretini vermiştir.

İsterseniz şimdide aydınlardan Erdoğan'ın demokrasiyle uzaktan yakından bir ilgisinin olamayacağına ilişkin beyanlarına ve de onların demokrasiyle imtihanlarına bakalım.
Namık Çınar, 11 Ekim tarihli Taraf' da ki yazısında "Bir kere görünen o ki, darbe süreçlerine dair ne kadar Silivri davası varsa, bunlar nerdeyse Türkiye'nin demokratikleşmesine değil de, adeta Erdoğan tarafından inşa edilmekte olan yeni siyasal paradigmaya engel olmasınlar diye açılmış gibiler." diyerek 12 Eylül yasasının aynen korunduğunu örneklerle anlatıp şöyle eklemiş: "Anayasa'nın 118. maddesi, ordunun tepesindeki MGK üyesi generallere "ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliği" konularında görev vermeyi sürdürmektedir." Ülkemizde darbelerin hukuki olduğunu söyleyen Çınar, demokratikleşme girişimlerini "Erdoğan tarafından inşa edilmekte olan siyasal paradigmanın" adımları olarak değerlendirmektedir.

Murat Belge 11 Ekim tarihli Radikal Kitap da çıkan yazısında Erdoğan için Müslüman ülkelerin lideri olmak gibi kendine biçtiği bir rolden bahsetmeden hemen önce onu övüp şunları da eklemiş: "...Ama uluslararası demokratik düzene uzak bir kökenden geliyor... daha doğrusu Şerif Mardin'in tabiriyle folk İslam... o dekordan dünyaya bakan ‘tek adam' var. O patriyarkalizmin kendisi bizi demokrasiye götürecek bir yöntem değil, tam tersi demokrasiyi engelleyen tikaç." Yazar "Demokratikleşme paketinde tatmin edecek bir şey olmadığı ortada." diyerek Erdoğan Hükümetiyle olan balayına son veriyor.

Konu paketten açılmışken diğer aydınlarımıza ve 68'lilere bir bakalım derim. Hasan Cemal, Can Dündar vb. gazeteci yazarların, içerdeki yüzlerce tutsağın ve acılar içinde kıvranan ve öldürülenlerin yaşadıklarına değinmiyorum bile. A. İnsel, B. Oran vb. yazarların yarı sesli çığlıklarını ise hiç konu etmiyorum. Sadece umut ışıklarının sönmemesi için çaba harcayanlara seslenmek istiyorum.

Son paket sanırım devletin 14. Potpurisi. Şimdi de farklı cepheleri görelim: 68'li olmakla övünen O. Çalışlar son paketi şöyle değerlendiriyor: "Paket, Türkiye'nin demokratikleşme yolculuğunu olumlu yönde teşvik edecek değişiklikleri içeriyor." 68'le her türlü bağını koparmış olan C. Çandar ise bakın ne diyor: "Demokratikleşmeyle bir ilgisi yoktur. Bu içerikteki bir ‘Paket'e ‘yetmez ama evet' tavrı göstermek, ömür boyu aşağılanmayı ve alay edilmeyi kabullenmek anlamına gelir.
‘Yetmez ama evet' artık yok. ‘Yeter artık' var."

Diğer aydınlar ve 68'li kökenden gelenlerin yukardaki iki farklı yaklaşım etrafında buluştuklarını söyleyebilirim.

Görüldüğü gibi YETMEZ AMA EVET cephesinde ciddi gelişmeler olduğu açık. Paket ve Torbaların efendisi Erdoğan da ise demokratiklik adına ciddi hiçbir gelişme olmadığını sadece eleştirenler değil "Yetmez ama..." diyenler de zımnen kabul etmiş oluyor. Bugüne kadar yapılanlara "Tamam evet" diyeni hiç duymadım. Çaresizlik içinde umutla beleyenleri özellikle de Kürtleri üzmek istemem ama bundan sonra da "Godot" hiç zaman gelmeyecek.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Normal ve anormal insan profili
    Diktatörlerin ilk işi, yargıyı yani az-çok çalışan vicdanı söküp atmaktır. Onun yerine kendi hastalıklı, monolitik beyninin ürettiği her kararı aynen onaylayan bir vicdan mekanizmasını yani vicdansızlığı ikame ederler.  İnsanda, davranışlarını,…
  2. Ya biat ya mevt ya da ortak hareket!
    İslami kurallar acımasız ve kesindir: ya biat ya da mevt.. İşte o noktaya hızla yaklaşıyoruz! Tehlike içinde olanlar: emekçiler, çalışanlar, seküler, laik ve modern yaşamdan yana olanlar, Kürtler, Aleviler, aydınlar ve diğerleri.…
  3. R.T. Erdoğan'ın 12 Eylül'lünün sonu mu?
    Erdoğan sınıf tahlilinden uzak, çıkarlarının ona verdiği içgüdüsel pragmatizimle, İsrail'le Ortadoğu'da işbirliğine girerek ABD’yi yumuşatmayı, Bharara’ya baskı yapmasını, Rusya'dan özür dileyerek hem ekonomik iyileşmeyi hem de Suriye politikasını ABD çizgisine…
  4. Türkiye'de sağ partilerin paradigması ve AKP'nin geleceği
    Eğer ekonomik istikrar bozulur veya Ergenekon ittifakı parçalanırsa bu güçler hiç tereddüt etmeden yeni bir sağ partiye doluşmakta tereddüt etmeyeceklerdir. Demek ki aşağıdan yukarı kitlelerin Erdoğan iktidarını alaşağı edeceği bir…
  5. Enseyi karartmak yok!
    Enseyi karartmak yok!
    5 Kasım 2015
    AKP ve Erdoğan’ın sonu, İslami cumhuriyet yolunda ki telaşlı ve yanlış adımları ile kendi içlerinde ki kurtçuklar ve ekonomik kriz vasıtasıyla olacaktır. Ama bu sonu hızlandıracak, dolayısıyla, bizim ihtiyacımız olan ise,…
  6. AKP'nin düşüş eğrisi
    Anketlerde AKP’ye oy vereceklerin oranı %40 civarında gösteriliyor. Fakat aynı halk, Başkanlık sistemini, Suriye politikasını ve diğer hükümet icraatlarını %70 civarında bir oy oranıyla kabul etmiyor. Bu da onun bir…
  7.  Acıları Bal eyleyemeyen HDP'li bazı solcular
    RTE’nin anti-Kürt hamlesi, PKK’nın silahlı mücadelesinden daha çok Hükümete bakan verme vb. taktiklerle boşa çıkartılabilirdi. RTE ve AKP’ye göre HDP=PKK veya 'terörist' değil mi? 1 Kasım erken seçim Hükümetinde HDP’lilerin…
  8. 'Barış süreci' şimdi başlıyor
    Barış Blok çalışması, benzer terkibiyle ülkenin her yerinde toplanmalı ve ortak hareket imkânına kavuşmalıdır. --SAVAŞA KARŞI BARIŞ, ÖLÜME KARŞI YAŞAM başlığı altında yapılan toplantıya CHP, HDP milletvekilleri, SDP, SYKP, Halkevleri; KESK,…
  9. Var olan Sol’un iktidar olma potansiyeli ve şansı
    Türkiye de Marksist sol, esas olarak kendi geçmişiyle ve mirasıyla ilgilenmeyerek sırasıyla Sovyetler Birliği, Çin, Arnavutluk, Latin Amerika vb. kendi dışındaki güçlere yaslanarak güç olmaya çalıştı.. Nihat Ekinci’nin Diyarbakır Grup'da…
  10. Umuttan gerçeğe..
    Umuttan gerçeğe..
    7 Mayıs 2015
    1960'lı yılların başından itibaren Avrupa merkezli başlayıp tüm dünyayı kısa zamanda saracak olan anti-kapitalist içerikli etkin bir muhalefet, özellikle gençler arasında egemen olmaya başladı. İki kutuplu dünyada sosyalist deneyimlerin bir…
  11. Görünen köy: 2015 Genel Seçimi
    AKP, ekonomik veya anti-demokratik-anti-seküler bir krizle birlikte tümden buhar olacaktır. Fakat her koşul da iktidarı bırakmayacaktır. Bu nedenle iç savaşa hazırlandığını görmemiz gerekir. HDP barajı aşmakiçin Selahatin Demirtaş'ın yolunu izlemek…
  12. Sevgili Niyazi abi..
    Sevgili Niyazi abi..
    15 Ekim 2014
    "Zaman, kimlerin ölümsüzleştiğini, kimlerin daha nefes alırken havyar yiyip viski yudumlarken ölü bulunduğunu elbette çok yakında saptayacaktır" --Niyazi Ağırnaslı Selam olsun sana ve torunun Suphi gibi insanlığın koruyucularına! Senin nezdinde…
  13. 2014 Seçimlerinde rakamlar konuşuyor
    Sonuç, CHP lideri ve kurmaylarının seçimler ve ittifak stratejisindeki öngörüsüzlüklerinin bir ifadesidir. -AKP'ye daha önce akmış olan seküler yaşamdan yana olan oylar geri dönmektedir. 1-ERDOĞAN VE EKİBİ BÜYÜKŞEHİRLER VE KÜRT…
  14. Sosyal demokrasinin ayak sesleri...
    31 Mayıs Cumartesi saat 14.00 de Mersin Sanayi ve Ticaret Odası büyük salonunda KÜLTÜRLER ARASI DİYALOG ve BARIŞ İÇİNDE YAŞAMA "Farklı ama Eşit" başlığı altında bir panel düzenlendi. Paneli Başkan Ahmet…
  15. Post-devrim durumu ve seçimler
    Eğer yolunuzu kesen iki kişiden biri cüzdanınızı diğeri ise canınızı almak isterse elbette ki canınızı değil cüzdanınızı verirsiniz. Bu uzlaşma tarzını kitleler kendi anlayışına göre uygulayıp cebi delik perişanlar olarak…
  16. Algı yönetme sanatı ve yerel seçim tahmini*
    Kapitalist-emperyalist sistemde, ekonomiyi takip eden fakat dönüp tekrardan ekonomiyi ve sosyal hayatı düzenleyen politikada da gizlilik esasdı. İşte bu nedenlerle Cinayet, katliam, yasadışı elde edilen kar, devleti hortumlama, suiistimal vb.…
  17. Dev-Genç saymanı Ahmet Bozkurt'u uğurlarken..
    '69 sonundaki en büyük gelişme, 6. Filonun İzmir'e gelmesi ile başladı. Bunun üzerine Dev-Genç, militanlarının büyük bir kısmını İzmir'e yönlendirdi. Ankara'dan İzmir'e 6. filoyu protesto için giden militanların mola sırasında…
  18. Ülkede devrim değil, darbe durumu var
    Bugün ülkemize baktığımızda devrim koşullarının olmadığını, aksine darbe koşullarının hızla olgunlaştığını görüyoruz. Bana göre darbe durumu şöyle bir şey: YÖNETENLERİN ESKİSİ GİBİ YÖNETEMEDİKLERİ, YÖNETİLENLERİN DE BUGÜNKÜ GİBİ YAŞAMAK İSTEMEMELERİ HALİ.…
  19. Yerel seçimler öncesi HDP'ye çağrı
    İstanbul kent yönetimini almak hayal değildir. 28 yıl önce düşündüğüm projelerden biri şöyleydi: Önemli bir kentte yerel yönetimi alarak buradaki uygulama ve tarzımızla belki de dünyaya bile örnek olacak bir…
  20. Demokrasi paketi, Ergenekon ve tribün
    Demokratlaşma vb. paketler ile Ergenekon vb. operasyonların ortak özelliği, öze dokunmamaları yani kenardan dolaşıp puan alma stratejisini uyguluyor olmalarıdır. Örneğin: Ergenekon davasında yargılananların hiçbirisi yaptıkları veya organize edip sorumluluk taşıdıkları…
  21. Rojeveye Ağıtı ve Destanı
    Çoğunlukla aynı milliyetten hakların yaşadığı bir coğrafyanın belli bir bölgesi özel bir isimle adlandırılmaya başlanmışsa orada 'farklı şeyler' yaşanıyor demektir. Suriye'nin kuzeyi, Batı Kürdistan deği, ama Rojava.. Dünyanın gözlerini kapadığı…
  22. Düşük Yoğunluklu Barış*
    Devletin barış yapabilmesi, bunu kalıcı ve demokratik kılabilmesi için Milli Siyaset Belgesi'ni kaldırması ve bu Anayasaya bağlı olarak kurulmuş tüm legal ve yarı legal örgütlenmeleri fesih etmesi gerekir. Bu açıdan…
  23. Türk Gladyosu Barış Masasına oturmak istiyor
    Paris'te 3 devrimci kadının öldürülmesi, Sinop, Samsun ve Hatay illerinde Ergenekon Milis Güçlerinin hareketliliği, bize iki noktanın altını çiziyor: Birincisi, Türk Gladyosunun Bölge Başkanlığının olduğu 3 il gerçeğini ve İkincisi…

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…